e-ISSN 2147-2475
Respir Case Rep: 6 (3)

Volume: 6  Issue: 3 - October 2017


CASE REPORT
1.A Case of Grass Inflorescence Aspiration: A Novel Route from the Mouth to the Chest Wall
Ahmet Sami Bayram, Hüseyin Melek, Funda Coşkun
doi: 10.5505/respircase.2017.09326  Pages 132 - 134
Bu olgu ile ağızdan göğüs duvarına yeşil çiçek aspirasyonunun alışılmamış bir yolunun tanımlanması amaçlandı. İki haftalık pisi pisi otu (Hordeum murinum İTALİK YAZ) aspirasyonu şikayeti olan 14 yaşında bir erkek çocuk göğüs duvarı apsesi nedeniyle kliniğimize sevk edildi. Rutin tanısal yaklaşımlar sonrasında apse drenajı, video yardımlı toraks cerrahi kullanarak etkilenmiş akciğer lobunun kama rezeksiyonu ve yabancı cismin çıkarılması gerçekleştirildi. Hasta herhangi bir komplikasyon olmaksızın postoperatif 16. günde taburcu edildi.
An unusual route of grass inflorescence aspiration from the mouth to the chest wall is described in this case. A 14-year-old boy, with a history of grass inflorescence (Hordeum murinum İTALİK) aspiration some 2 weeks prior, was referred to the clinic due to a chest wall abscess. After routine diagnostic approaches, abscess drainage, wedge resection of the affected lung lobe, and removal of the foreign body were performed using video-assisted thoracic surgery. On postoperative day 16, the patient was discharged without any complication.

2.Ectopic Mediastinal Parathyroid Adenomas: A Report of Four Cases
Burçin Çelik, Cafer Polat, Mehmet Kefeli
doi: 10.5505/respircase.2017.83435  Pages 135 - 138
Primer hiperparatiroidinin en sık nedeni paratiroid adenomlarıdır. Adenomlar genellikle tiroid bezlerin alt pollerinde görülmekle birlikte mediastinal, intratiroidal, retroözofageal, intratimik gibi ektopik bölgelerde yerleştiği bildirilmektedir. Ektopik paratiroid dokusunun tanımlanmasında en etkili görüntüleme yöntemi 99mTc ile işaretli sestamibi sintigrafisidir ve adenomların cerrahi eksizyonu tedavi için yeterlidir. Bu çalışmada mediastinal yerleşimli ektopik paratiroid adenomlu dört hastayı sunduk.
Parathyroid adenoma is the cause of the majority of cases of primary hyperparathyroidism. Most of these adenomas are located near the lower poles of the thyroid gland; however, mediastinal, intrathyroidal, retroesophageal, and intrathymic localizations have also been reported. The most effective imaging method to localize ectopic parathyroid adenoma is 99mTc-sestamibi scintigraphy, and a surgical approach is applied to excise the adenoma. In this study, 4 cases of mediastinal ectopic parathyroid adenoma are described.

3.Laryngeal Mask-Assisted Tracheal Surgery
Ali Çelik, Anar Süleymanov, Metin Alkan, Yusuf Ünal
doi: 10.5505/respircase.2017.67044  Pages 139 - 141
Trakea cerrahisi çoğunlukla genel anestezi altında endotrakeal tüp entübasyonu ile yapılmaktadır. Trakeal stenozlu olguların endotrakeal tüp ile entübasyonu darlığın derecesine göre zor olabilmektedir. Bu nedenle ya ince entübasyon tüpü kullanılmakta ya da entübasyon öncesi rijid bronkoskopik dilatasyon yapılarak hastanın entübasyonu sağlanmaktadır. Bu yazıda, akut koroner sendrom sonrası yoğun bakımda entübe kalan ve sonrasında trakeal stenozu gelişen hastada, endotrakeal entübasyon uygulamadan laringeal maske ile yaptığımız trakea cerrahisini sunmak istedik.
Tracheal surgery is usually performed under general anesthesia with endotracheal intubation. In a patient with tracheal stenosis, depending on the degree of stenosis, intubation with an endotracheal tube can be difficult. Therefore, narrow intubation tubes may be used, or intubation may be provided with rigid bronchoscopic dilatation before intubation. Tracheal surgery with a laryngeal mask and without endotracheal intubation in a patient with tracheal stenosis who was intubated in the intensive care unit due to acute coronary syndrome is described in this report.

4.Posttraumatic Fibromatosis on the Chest Wall: A Case Report
Arkın Acar, Özgür Samancılar, Serpil Sevinç, Özgür Öztürk, Şeyda Örs Kaya, Burçe Karantinacı Tuna, Alev Gülşah Hacar, Kenan Can Ceylan
doi: 10.5505/respircase.2017.45467  Pages 142 - 144
Fibromatozis, primer göğüs duvarı tümörleri arasında sınıflandırılan ve nadir görülen bir tümördür. Etyolojisinde, travma, geçirilmiş operasyonlar, genetik ve hormonal nedenler yer almaktadır. Yüzeyel ve derin tip olmak üzere iki ana grupta incelenirler. Özellikle derin fibromatozisler benign karakterde olmasına karşın, lokal agresif özellik gösterdikleri için lokal geniş rezeksiyonlar ile tedavi edilmelidirler. Bu çalışmada, göğüs duvarı yerleşimli bir posttravmatik fibromatozis olgusu literatür bilgileri eşliğinde sunulmuştur.
Fibromatosis is a rare tumor that is classified among the primary chest wall tumors. The etiology can include trauma, previous operation, hormonal, and genetic causes. Fibromatosis can be broadly divided into superficial and deep categories. Deep fibromatosis, in particular, should be treated with wide, local resections because of its aggressive local behavior despite its benign character. In this report, a case of posttraumatic fibromatosis located on the chest wall is presented.

5.A Rare Complication Caused by Dry Needling Method: Tension Pneumothorax
Nalan Kozacı, Nilay Çavuşoğlu Yalçın, Muharrem Özkaya, Vedat Kırpat, Ahmet Çelik
doi: 10.5505/respircase.2017.58826  Pages 145 - 148
Tansiyon pnömotoraks mediastinal yapıların yer değiştirmesine bağlı kardiyopulmoner fonksiyonun kötüleşmesi ile sonuçlanan, erken tanı ve tedavi edilmediğinde ölümcül olan bir durumdur. Biz bu yazıda miyofasiyal ağrı tedavisinde kullanılan kuru iğneleme metoduna bağlı iyatrojenik bilateral pnömotoraks gelişen ve sonra tansiyon pnömotoraksa ilerleyen olguyu sunmayı amaçladık
Tension pneumothorax, resulting in deterioration of cardiopulmonary function due to displacement of the mediastinal structures, is a fatal condition without early diagnosis and treatment. This article is a description of the case of a patient who developed iatrogenic bilateral pneumothorax and subsequent tension pneumothorax due to dry needling used in the treatment of myofascial pain.

6.Administration of Thrombolytic Treatment for Massive Pulmonary Embolism in A Patient on Prasugrel
Ayşe Baha, Reşat Mehmet Baha, İbrahim Yıldız
doi: 10.5505/respircase.2017.65002  Pages 149 - 152
Elli beş yaşında, koroner arter hastalığı nedeni ile prasugrel ve asetilsalisilik asit kullanmakta olan kadın hasta, senkop ve hipotansiyon ile acile servise getirildi. Ekokardiyografide paradoks septum ve sağ ventrikülde genişleme saptanan, kontrastlı bilgisayarlı toraks tomografisinde bilateral ana pulmoner arterlerde ve dallarında yaygın trombüs görülen hastaya rt-PA uygulandı. Trombolitik bitiminde heparinize edilen hastanın tedavisine yirmi dördüncü saatte warfarin eklendi. Kanama komplikasyonu gelişmeyen hasta yedinci günde warfarin, klopidogrel, asetilsalisilikasit tedavileri altında taburcu edildi. Bu olgu, yeni kuşak antitrombotik olan presugrelin kanama riskinin yüksek olması, bu ilaç ile birlikte daha önce trombolitik kullanımının bildirilmemiş olması, sonuçta kanama komplikasyonu gelişmeden hastanın takip edilmesi açısından önemlidir.
A 55-year-old female patient was admitted to emergency service for hypotension and syncope. The patient was under dual antiplatelet therapy, aspirin, and prasugrel for coronary artery disease. Echocardiography revealed dilated right heart chambers as well as paradoxical septal motion, suggesting a diagnosis of pulmonary embolism. Thorax computerized tomography with contrast enhancement was performed and revealed thrombi in both main pulmonary arteries and their branches. Thrombolytic treatment was provided. There were no bleeding complications, and patient was discharged from the hospital on the seventh day, taking warfarin, clopidogrel, and aspirin. The present case is important because thrombolytic treatment for a patient who is on prasugrel has not been reported in the literature previously, and it illustrates that such therapy can be administered safely, though prasugrel has been associated with an increased rate of bleeding complications.

7.Septic Pulmonary Embolism
Gülistan Karadeniz, Gülru Polat, Fatma Üçsular, Görkem Vayısoğlu, Enver Yalnız, Sibel Doruk
doi: 10.5505/respircase.2017.64872  Pages 153 - 156
Septik akciğer embolisi, vücuttaki herhangi bir enfeksiyon kaynağından köken alan mikroorganizma içeren trombüsün pulmoner arterlerde oluşturduğu enfakt sonucu akciğerin enfektif hastalığıdır. Ateş yüksekliği, öksürük ve göğüs ağrısı gibi nonspesifik semptomlar ve akciğerlerde bilateral infiltrasyonlar ile karakterizedir. Morbidite ve mortalitesi yüksek olup prognozda en önemli nokta, düşünmek ve erken dönemde geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi başlamaktır. Birincil enfeksiyon odağı ve ateş yüksekliği ile birlikte akciğerlerde bilateral periferik multipl nodüler, kaviter infiltrasyonlar görüldüğünde septik akciğer embolisi akla getirilmelidir. Hematojen metastazlar başta olmak üzere maligniteler, bakteri-mantar-paraziter enfeksiyonlar, vaskülitler ve romatizmal hastalıklar ayırıcı tanıda düşünülmesi gerekir. Bu makalede kalıcı kateteri olan rektum kanserli bir septik akciğer emboli olgusu nadir görülmesi nedeniyle literatür eşliğinde sunulmuştur.
Septic pulmonary embolism is an infectious disease of the lung that occurs when a thrombus containing microorganisms from any source of infection in the body is mobilized and causes infarction of the pulmonary arteries. It is characterized by nonspecific symptoms, such as fever, cough, chest pain, and bilateral infiltrates in the lungs. Morbidity and mortality are high, and the most important point in the prognosis is to start wide spectrum antibiotic treatment in the early period. When there is a primary infectious focus, fever with bilateral peripheral multiple nodules, and cavitary infiltrates in the lungs, septic pulmonary embolism should be considered. Malignancies, especially hematogenous metastases, bacterial-fungal parasitic infections, vasculitis, and rheumatic diseases should be considered in the differential diagnosis. In this article, a rare case of septic pulmonary embolism in a patient who had rectal cancer and a persistent catheter is presented in the context of the literature.

8.Hypereosinophilic Syndrome Diagnosed with Acute Coronary Syndrome
Nilgün Yılmaz Demirci, Muhammet Kaplan, Gülten Taçoy, Haluk Türktaş
doi: 10.5505/respircase.2017.12599  Pages 157 - 160
Hipereozinofilik sendrom (HES) nadir görülen, çok sistemi tutabilen, heterojen bir sendrom olup, eozinofillerin aşırı üretilmesinin yol açtığı eozinofilik infiltrasyonun birden fazla organa zarar vermesine neden olabilir. Kardiyak tutulum sıklıkla görülür ve yüksek oranda morbidite ve mortalite taşır. Bu yazıda, tetkikleri esnasında miyokard enfarktüsü geçiren ve HES tanısı alan periferik eozinofilisi olan bir olgu literatür bilgileri eşliğinde sunulmaktadır.
Hypereosinophilic syndrome (HES) is a rare, multisystem, heterogeneous syndrome, characterized by a sustained overproduction of eosinophils, and in which eosinophilic infiltration can cause damage to multiple organs. Cardiac involvement is frequent and carries with it a high rate of morbidity and mortality. Presently described is a patient with peripheral eosinophilia who had myocardial infarction at admission and was diagnosed with HES, a literature review, and discussion.

9.Resistance to Epidermal Growth Factor Receptor-Tyrosine Kinase Inhibitors by Transformation to Small Cell Lung Cancer in an EGFR-mutant Patient
Derya Kızılgöz, Pınar Akın Kabalak, Tuba Inal Cengiz, Ülkü Yılmaz, Hatice Esra Özaydın, Özgür Ekinci, Nalan Akyürek, Suna Kavurgacı
doi: 10.5505/respircase.2017.48403  Pages 161 - 165
Küçük hücre dışı akciğer karsinomunda subtiplendirmenin yapılması önemlidir. Epidermal growth factor reseptör (EGFR) Egzon 19 delesyonuna sahip adenokarsinomlu olgularda, gefitinib ve erlotinib olarak bilinen EGFR-Tirozin kinaz inhibitörü tedaviler ile ileri evre hastalarda sağkalımda fayda elde edilebilmektedir. Ancak birçok moleküler ve biyolojik mekanizmalar ile bu ilaçlara karşı direnç gelişebilmektedir. Bu yazıda, erlotinib tedavisinin 13. ayında, direnç mekanizmalarından biri olan küçük hücreli akciğer kanseri dönüşümünü, bir olgu eşliğinde sunmayı amaçladık.
It is important to determine the histological tumor type in non-small cell lung cancer (NSCLC). In patients with adenocarcinoma harboring the epidermal growth factor receptor (EGFR) exon 19 deletion mutation, targeted therapy can yield survival benefit. The epidermal growth factor receptor tyrosine kinase inhibitors gefitinib and erlotinib can provide survival benefit for advanced stage NSCLC patients. However, increasing evidence of acquired resistance to these drugs has been reported, and numerous molecular and biological mechanisms of acquired resistance have been detected. The present report is description of 1, such resistance mechanisms: transformation to small cell lung cancer in a patient who was in the 13th month of erlotinib therapy.

10.Primary Pulmonary Extranodal Marginal Zone Lymphoma: An Atypical Radiological Pattern
Pınar Akın Kabalak, Miraç Öz, Duygu Kankaya, Aydın Çiledağ, Çetin Atatsoy, Muhit Özcan, Özlem Özdemir Kumbasar
doi: 10.5505/respircase.2017.98698  Pages 166 - 169
Bronşa ait mukoza ilişkili lenfoid dokudan kaynaklanan primer pulmoner ekstranodal marjinal zon lenfoma nadir görülmektedir. Yavaş progrese olan lokalize kitle ya da konsolidasyon olarak ortaya çıkar. Kronik öksürük, dispne gibi non-spesifik pulmoner semptomlar olabilir ama sıklıkla tesadüfen tanı alır. Hastamıza ait toraks tomografisinde dev kistik bir lezyon ve eşlik eden konsolidasyon ve nodüller vardı. Transtorasik akciğer biopsisi ve immünhistokimayasal inceleme ile marjinal zon lenfoma tanısı elde edildi. Dev kistik lezyon ile radyolojik bulgu veren ilk olgu olarak sunmayı amaçladık.
Primary pulmonary extranodal marginal zone lymphoma (PPEMZL) arising from the mucosa-associated lymphoid tissue of the bronchus is a very rare disorder. It appears in the form of a slowly progressing localized mass or consolidation. Clinical presentation may include non-specific pulmonary symptoms, such as chronic cough, or dyspnea, but it is more often diagnosed incidentally. Computed tomography (CT) the thorax revealed that the present patient had a giant cystic lesion, parenchymal nodules, and consolidation area. The patient was symptomatic and diagnosed as marginal zone lymphoma by immunohistochemical study of the transthoracic biopsy specimen. This patient is thought to be the first diagnosed as PPEMZL from a cystic lesion.

11.Rheumatoid Nodule Mimicking Pulmonary Metastasis
Mustafa Kuzucuoğlu, Rüstem Mamedov, İlkay Albayrak, Rızvan Orhan
doi: 10.5505/respircase.2017.72623  Pages 170 - 173
Otoimmün hastalıklar grubunda değerlendirilen, kronik, erozif ve inflamatuvar bir poliartrit olan romatoid artrit en sık görülen poliartrittir. Akciğer tutulumunun da eşlik ettiği bu inflamatuvar hastalık akciğer parankiminde metastazı taklit eden nodüllere yol açmakta ve tanıda zorluğa neden olmaktadır. Bu yazıda, bilinen romatoid artrit tanılı ve 15 yıldır tedavi gören 63 yaşında kadın olgu, akciğerindeki metastazı taklit eden romatoid nodülleri nedeniyle sunuldu. Tanı zorluğu olan bu olgularda tanısal amaçlı yapılan akciğer rezeksiyonu değerlendirildi.
Rheumatoid arthritis, classified in the autoimmune disease group, is a chronic, erosive, inflammatory, and the most frequently seen form of polyarthritis. This inflammatory disease, which is often accompanied by pulmonary involvement, can cause nodules to form in the pulmonary parenchyma that mimic metastasis, leading to difficulty in diagnosis. In this article, the case of a 63-year-old female patient with rheumatoid arthritis for 15 years and pulmonary rheumatoid nodules mimicking pulmonary metastasis is described. Diagnostic pulmonary resection is criticized for those patients who are difficult to diagnose.

12.Poland Syndrome: A Report of Two Cases
Tayfun Kermenli, Adil Doğan
doi: 10.5505/respircase.2017.59023  Pages 174 - 176
Poland sendromu pektoralis majör kasının yokluğu ile karakterize konjenital bir sendromdur.Bu sendrom ile beraber, aynı tarafta pektoralis minör kasının yokluğu, göğüs ve üst ekstremite deformiteleri, meme dokusunun gelişmemesi, aksillada alopesi, 2. ila 5. arasındaki kaburgaların olmaması, latissimus dorsi, serratus anterior ve eksternal oblik kaslarının gelişmemiş olması gibi ilave bulgular görülebilir. Aynı taraflı toraks çöküklüğü, toraksta paradoksal hareket ve akciğer herniasyonu da bulunabilir. Poland sendromunun genel olarak 1/30000 sıklıkta görüldüğü tahmin edilmektedir. Erişkin yaşta tanı konulması nedeniyle bu iki nadir olguyu sunuyoruz.
Poland syndrome is a congenital syndrome characterized by the absence of the pectoralis major muscle. Additional findings may include a lack of the pectoralis minor muscle, breast and upper extremity deformities, nondevelopment of breast tissue, axillary alopecia, and the absence of ribs 2 to 5, the latissimus dorsi, serratus anterior, and the external oblique muscles. Same side thoracic depression, paradoxical movement of the thorax and pulmonary hernia may occur. It is estimated that Poland syndrome is generally seen at a frequency of 1/30000. Presently described are these 2 cases that are rare due to diagnosis at adult age.

LETTER TO EDITOR
13.Necrotizing Sarcoid Granulomatosis: A Case with Severe Progression
Murat Türk, Haluk Türktaş, Nurdan Köktürk, Leyla Memiş
doi: 10.5505/respircase.2017.49469  Pages 177 - 178
Abstract | Full Text PDF | DICOM

AUTHOR INDEX
14.Author Index

Pages E1 - E2
Abstract | Full Text PDF

REVIEWER INDEX
15.Reviewer Index

Page E3
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale