e-ISSN 2147-2475
Respir Case Rep: 7 (2)

Volume: 7  Issue: 2 - June 2018


CASE REPORT
1.Proximal Interruption of Right Pulmonary Artery in an Adult Patient Presenting with Hemoptysis
Mustafa Belal Hafeez Chaudhry, Kumail Khandwala, Wasim Ahmed Memon, Taha Sheikh, Tanveer Ul Haq, Muhammad Arif Saeed
doi: 10.5505/respircase.2018.06978  Pages 54 - 58 (59 accesses)
Kırk iki yaşında kadın hasta, önceki günden beri 3 kez hemoptizi atağı ve dispne yakınması ile başvurdu. Akciğer grafisinde sağ akciğerde volüm kaybı ve hafif periferal fibrozis vardı. Yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografide bu bulgulara ilave olarak sağ pulmoner arterin olmadığı belirlendi. Bu bilgi djijtal subtraction anjiografi ile doğrulandı ve sağ akciğerin sadece sistemik dolaşımdan beslendiği görüldü. Konvansiyonel angiografide herhangi bir ekstra damarlanma veya aktif kanama odağı görülmedi. Pulmoner enfarkt riski nedeniyle ampirik embolizasyon yapılmadı. Hasta semptomatik ve konservatif olarak tedavi edildi. Pulmoner arter anomalilerinin ayırcı tanısında bu durum önemli olup görüntüleme yöntemleri ile pulmoner damarsal obstrüksiyonların nedenleri araştırılmalıdır.
A 42 year old lady presented with dyspnea and 3 episodes of hemoptysis since 1 day. Her chest radiograph revealed mild peripheral fibrosis & volume loss in right lung, subsequent HRCT confirmed the findings with additional diagnosis of absence of the right main pulmonary artery. This was further confirmed on digital subtraction angiography and the right lung was solely supplied by the systemic circulation. The conventional angiography did not demonstrate any active extravasation or blush to suggest active bleeder. Empirical embolization was not attempted due to a risk of pulmonary infarction. Patient was managed symptomatically and conservatively.This condition is important to recognize in the list of differential diagnoses for pulmonary artery abnormalities and any acquired causes of pulmonary vasculature obstruction must be ruled out on imaging modalities.

2.A Case of Sjögren’s Syndrome-Related Pulmonary Arterial Hypertension Treated with Iloprost and Bosentan Combination Therapy
Ayşe Baha, Berkay Ekici, Nalan Ogan, Evrim Eylem Akpınar
doi: 10.5505/respircase.2018.78557  Pages 59 - 62 (47 accesses)
Sjögren Sendromu (SS) ekzokrin glandların lenfositik infiltrasyonu ile karakterize, romatoid artritten sonra ikinci en sık görülen multisitem otoimmün hastalıktır. Pulmoner tutulum %9-20 sıklıkta bildirilmiştir ve genellikle hava yolu hastalığı ya da interstisyel akciğer hastalığı şeklinde görülür. Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon (PAH) gelişimi SS’da çok nadir bir durumdur. SS ilişkili PAH’da hastalar genellikle fonksiyonel sınıf WHO-III/IV’dür ve spesifik bir tedavi rejimi yoktur. PAH’ın nonspesifik tedavisine ek olarak altta yatan hastalığın tedavisi önemlidir. Bu yazıdaki amacımız iloprost ve bosentan kombinasyon tedavisi altında izlediğimiz bir SS ilişkili PAH (SİP) olgusunu takdim etmektir.
Sjögren’s syndrome (SS), which is characterized by lymphocytic infiltration of the exocrine glands, is the second most common multisystem autoimmune disease after rheumatoid arthritis. Pulmonary involvement ranges from 9% to 20% and it usually occurs as an airway disease or interstitial lung disease. Pulmonary arterial hypertension (PAH) is a very rare condition in SS. In SS-associated PAH, the functional class of patients is usually World Health Organization (WHO) Class III/IV and there is no specific treatment regimen. In addition to nonspecific medical treatment for PAH, treatment of the underlying disease and supportive therapy are important. The aim of this manuscript was to present a case of SS-related PAH (SRP) followed under bosentan and iloprost combination therapy.

3.Traumatic Pulmonary Artery Dissection: A Case Report
Saniye Göknil Çalık, Mustafa Çalık, Atilla Can, Hıdır Esme
doi: 10.5505/respircase.2018.60352  Pages 63 - 65 (53 accesses)
Pulmoner arter disseksiyonu nadir bir durumdur, ancak genellikle pulmoner arteriyel hipertansiyonu olan vakalarda görülür. Bununla birlikte, hastalığın etiyolojisinde farklı faktörlerin bir bağlantısı vardır. Biz travmaya bağlı gelişen pulmoner arter diseksiyonlu olguyu sunduk.42 yaşındaki erkek, yüksek düşme ve sol göğüs ağrısı nedeni ile hastanemiz acil servisine başvurdu. Anamnez ve fizik muayenesinde sol hemitoraks üzerinde ağrı dışında bir özellik yoktu. Başka hiçbir şikâyeti yoktu. Tüm rutin laboratuvar kan testleri normaldi. Radyolojik incelemesinde sol hiler genişleme ve alt lob pulmoner arter disseksiyonu tespit edildi. Tıbbi tedavi verildi. Genel durumu iyi ve semptomsuz olarak konservatif tedaviyle taburcu edildi. Bizim olgumuzda, var olan pulmoner hipertansiyona eklenen travmanın pulmoner arter diseksiyonuna neden olduğunu düşünüyoruz. Bu durum literatürde son derece nadirdir.
Pulmonary artery dissection (PAD) is a rare condition that is usually observed in cases with underlying pulmonary arterial hypertension. However, there are several factors related to the etiology of the disease. Presently described is a case of PAD that developed secondary to trauma. A 42-year-old man presented with left chest pain after a fall from a height. His past medical history and physical examination were unremarkable except for pain in the left hemithorax. He had no other complaints. All routine laboratory blood tests were normal. A radiological examination revealed left hilar enlargement and lower lobe PAD. Medical treatment was prescribed. The general condition of the patient was good and as there were no other symptoms, a conservative approach was pursued. In this case, there was pulmonary hypertension, and it is thought that the trauma led to PAD. This is extremely rare in the literature.

4.A case of Non-Hodgkin's Lymphoma on Chest Wall Location
Muharrem Çakmak, Akın Eraslan Balcı, Siyami Aydın, Suna Polatoğlu
doi: 10.5505/respircase.2018.36025  Pages 66 - 70 (50 accesses)
Non-Hodgkin lenfomada torasik tutulum ya mediyastinal-hiler lenfadenopatiler ya da akciğer parankimi tutulumu şeklindedir. Non-Hodgkin lenfomada izole göğüs duvarı tutulumu nadirdir. Burada, sol anterosuperior yerleşimli, enfekte kitle lezyonu nedeniyle kliniğimize müracaat eden, eksizyon ve rekonstrüksiyonu yapılan, Non-Hodgkin lenfomalı olguyu paylaşmayı amaçladık.
Thoracic involvement in non-Hodgkin's lymphoma is generally seen as mediastinal-hilar lymphadenopathy or with pulmonary parenchymal involvement. Isolated chest wall involvement in non-Hodgkin's lymphoma is rare. Described here is the case of a patient with non-Hodgkin's lymphoma who had undergone excision and reconstruction and presented at the clinic with an infected mass lesion with a left anterosuperior location.

5.Costal Hydatid Cyst: A Rare Case Report
Ferdane Melike Duran, Mustafa Çalık, Saniye Göknil Çalık, Nuri Düzgün, Hıdır Esme
doi: 10.5505/respircase.2018.26213  Pages 71 - 74 (46 accesses)
İnsanoğlu hidatik kisti iki bin yıldır bilmesine rağmen özellikle endemik olarak bulunduğu bölgelerde bugün bile önemli bir halk sağlığı problemidir. Kırk bir yaşındaki erkek hasta sol sırt ağrısı ile kliniğimize danışıldı. Toraks BT incelemesinde 9. ve 10. kaburgalarda ve vertebra transvers procesinde kistik genişleme ve destrüksiyon gösteren kitle tespit edildi. Kostal hidatik kist tüm vakaların %1’den azını teşkil etmektedir. Literatürde, 1978 yılına kadar bildirilen olgu 38 iken 2010 yılında bu sayı 60 olmuştur. Endemik olmasına rağmen ülkemizden bildirilen olgu sayısı da birkaç tane ile sınırlıdır. Kostal hidatik kist nadir ve sıra dışı lokalizasyonlara yerleşimi nedeniyle ayrıcı tanıda kolaylıkla atlanabilir; yanlış veya geç tanı konulmasına neden olabilir. Hidatik kist özellikle endemik olarak bulunduğu bölgelerde tüm lezyonların ayırıcı tanısında mutlaka akılda tutulmalıdır.
Although human beings have known of hydatid cysts for 2000 years, it is still an important public health problem even today, especially in areas where it is endemic. A 41-year-old male patient consulted the clinic with left back pain. A thorax computed tomography image showed a cystic, expanding mass in the 9th and 10th ribs and the vertebral transverse process, with apparent destruction. Costal hydatid cyst accounts for less than 1% of all cases. There were 38 cases reported in 1978 and 60 in 2010. Although it is endemic, there are few cases reported in our country. An unusual localization of hydatid cyst may lead to an incorrect or late diagnosis. Hydatid cyst should definitely be kept in mind in the differential diagnosis of all lesions, especially in areas where it is endemic.

6.Video-Assisted Thoracoscopic Removal of a Mysterious Foreign Body Causing Pneumothorax
Serkan Yazgan, Banu Yoldaş, Soner Gürsoy
doi: 10.5505/respircase.2018.04900  Pages 75 - 78 (44 accesses)
Plevral kaviteden videotorakoskopik olarak yabancı cisim çıkarılması literatürde oldukça nadirdir. Bu sunuda etiyolojisi aydınlatılamamış olan intraplevral yabancı cisme bağlı pnömotoraks olgusu ve tedavisine yer verilmiştir. Radyolojik olarak sol plevrada ve karaciğerde metalik objeler görülen, 31 yaşındaki bayan hasta, bu yabancı cisimler hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildi. Metalik obje video-yardımlı torakoskopi (VATS) ile başarılı biçimde çıkarıldı ve kırılmış bir enjektör iğnesi olduğu anlaşıldı. Bu açıklanamayan durum hastanenin hukuk birimine bildirildi. Plevral aralıkta saptanan yabancı cisimlerin çıkarılmasında, VATS’ın güvenle uygulanabileceğinin altını çizmek isteriz.
The removal of foreign bodies from the pleural cavity via video-assisted thoracoscopic surgery (VATS) has seldom been reported in the literature. This is a description of the case of a 31-year-old female patient who presented with secondary pneumothorax due to a foreign body. The patient did not have any information about the foreign body. The metallic object was successfully removed with VATS, and it was discovered that the object was a broken injection needle. This inexplicable circumstance issue was referred to the legal department of the hospital. Videothoracoscopic removal is the safest procedure for intrapleural foreign objects.

7.Primary Pleural Liposarcoma: A Case Report
Ayman Ahmed, Hüseyin Melek, Ulviye Yalçınkaya, Ahmet Sami Bayram
doi: 10.5505/respircase.2018.37980  Pages 79 - 81 (45 accesses)
Primer plevral liposarkoma literatürde birkaç olguluk seriler olarak tanımlanan nadir görülen bir tümördür. Biz bu yazımızda, sağ plevral tabanlı olup ilk değerlendirmede plevral efüzyon olarak yorumlanan ve sağ göğüs duvarı ağrısı olan 77 yaşında bayan hastamızı sunduk. Kitleye radikal cerrahi rezeksiyon yapıldıktan sonra tanı iyi difensiye plevral liposarkoma geldi. Yazımızda olguyu literatür eşliğinde tartıştık.
Primary pleural liposarcoma is a rare tumor; only a few cases have been reported in the literature. Presently described is the case of a 77-year-old female with a right pleural-based tumor misinterpreted as loculated pleural effusion, who was suffering from chronic right-sided chest pain. Radical resection of the tumor was performed and revealed a well-differentiated pleural liposarcoma. This case is discussed with a review of the literature.

8.Pneumocystis Pneumonia with Atypical Presentation in an HIV Seronegative Patient with Systemic Lupus Erythematosus during Steroid Therapy
Gina Amanda, Dianiati Kusumo Sutoyo
doi: 10.5505/respircase.2018.49379  Pages 82 - 85 (41 accesses)
Pnömosistis pnömonisi (PP) HIV'li hastalarda sık görülürken sistemik lupus eritematozisli (SLE) gibi otoimmün hastalığı olanlarda nadirdir. Yüksek doz steriod kullanımı, ağır hastalık, böbrek tutulumu, lenfosit ve CD4+sayısında düşüklük gibi bazı nedenler SLE hastalarında PP için risk oluşturabilmektedir. Burada, yüksek doz steroid tedavi alan SLE'li 23 yaşındaki kadın olgu sunulmuştur. Steroid dozu azaltıldığı sırada kuru öksürük ve devam eden ateş yakınmaları ile kliniğe yatırıldı. Yüksek çözünürlüklü toraks tomografisinde, intraseptal kalınlaşmalar, subplevral nodüller ve 4L, 6 ve 7 nolu lenf nodlarında büyüme saptandı. İndükte balgam örneğinin PCR ile yapılan incelemesinde Pneumocystis jirovecii pozitif bulundu. Trimetoprim/Sülfametaksazol tedavisi 14 gün uygulandı ve klinik iyileşme gözlendi.
Pneumocystis pneumonia (PCP) is common among HIV patients, but it is rare in patients with autoimmune diseases such as systemic lupus erythematosus (SLE). Some of the risk factors related to PCP in SLE patients include a high steroid dose, greater disease activity, renal involvement, and lower lymphocyte and CD4+ counts. Described herein is the case of a 23-year-old female with SLE who was treated with high-dose steroid therapy. She was admitted to the clinic with a dry cough and a prolonged fever persisting since the tapering of the steroid dose. High-resolution computed tomography of the thorax revealed intraseptal thickening, subpleural nodules, and enlargement of the 4L, 6, and 7 lymph nodes. A laboratory examination of an induced sputum sample using polymerase chain reaction was positive for Pneumocystis jirovecii. Trimethoprim/sulfamethoxazole was administered for 14 days and clinical improvement was observed.

9.A Rare Cause of Massive Pulmonary Hemorrhage: Invasive Actinomycosis
Bilge Yılmaz Kara, Mehmet Fatih İnecikli, Melek Memoğlu, Recep Bedir, Uğur Kostakoğlu, Songül Özyurt, Gökçen Sevilgen, Şule Batçık, Ünal Şahin
doi: 10.5505/respircase.2018.72792  Pages 86 - 89 (50 accesses)
Pulmoner aktinomikoz geç tanı konulduğunda ölümle sonuçlanabilecek bir durumdur. Daha çok immün yetmezliği olan bireylerde beklenebileceği gibi immünkompetan kişilerde de görülebileceği unutulmamalıdır. Bu yazıda invazif pulmoner aktinomikoza bağlı masif pulmoner hemoraji gelişen nadir bir olgu sunulmuştur. Elli iki yaşında bilinen immünsupresif durumu olmayan erkek hasta ağızdan balgamla karışık kan gelmesi nedeni ile yatırıldı. Bronkoskopi planlanan hastanın genel durumunda ani kötüleşme nedeni ile çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde sol akciğerde başvuruda olmayan total atelektazi saptandı. Yoğun bakım ünitesinde yapılan acil bronkoskopide sol ana broşta masif hemoraji her iki ana bronş mukozasında yaygın nekrotik görünüm izlendi. Alınan mukozal biyopsinin patolojik incelemesinde aktinomikozla uyumlu gram pozitif filamentöz bakteri agregatları izlendi. Bronşiyal arter kateterizasyonunda ekstravazasyon saptanan artere embolizasyon işlemi uygulandı. Ancak takiplerinde gelişen bilateral nekrotizan pnömoni nedeni ile hastanın yoğun bakım takibine devam edildi. Hasta IV penisilin G ve anti fungal tedaviye rağmen 40 günlük takip sonrasında kaybedildi. Masif pulmoner hemoraji olgularında sıklıkla kanama yapan hastalıklar ve tümoral lezyonların yokluğunda ayırıcı tanıda aktinomikoz gibi anjioinvazif enfeksiyonlar düşünülmelidir.
Pulmonary actinomycosis is a severe clinical condition that may cause death if unrecognized. It may occur in patients who were previously healthy or may develop in patients with chronic immunosuppressant conditions. Presently described is a rare case of massive pulmonary hemorrhage with a related angioinvasive Actinomyces infection. A 52-year-old formerly immunocompetent man was admitted to the hospital due to blood-streaked sputum. A computed tomography image of the thorax taken after the patient’s clinical status suddenly worsened revealed total collapse of the left lung. No tumoral lesion was observed, but extensive necrosis of the mucosa of both main bronchi with massive hemorrhaging in the left main bronchus was seen in an urgent bronchoscopy performed in the intensive care unit. A histopathological examination of the mucosal punch biopsy demonstrated aggregates of filamentous Gram-positive organisms indicating Actinomyces infection. Selective embolization of a branch of the feeding artery was successful to control the hemorrhage, but necrotizing pneumonia emerged and the patient could not be discharged from the intensive care unit. He was later lost despite 40 days of treatment with intravenous penicillin-G antifungal therapy. Pulmonary angioinvasive infections like actinomycosis must be kept in mind in the absence of bronchial carcinoma or other frequently encountered diseases in cases of massive pulmonary hemorrhage.

10.Tuberculous Lymphadenitis of Hilar Lymph Nodes as a Cause of Right Middle Lobe Syndrome: A Case Report
Shital PATIL, Mazhar Mirza
doi: 10.5505/respircase.2018.82787  Pages 90 - 96 (43 accesses)
Orta lob sendromu (OLS) nadir görülen ve sağ akciğer orta lobda bazen de sol akciğer lingulada tekrarlayan veya kronik kollaps ile karakterize önemli bir klinik tablodur. Burada, öksürük, ateş, nefes darlığı gibi tropikal bir hastalığın tipik semptomları olan 52 yaşındaki bir kadın olgu sunulmaktadır. Balgam örnekleri yetersiz olduğu için grafideki OLS'yi belirlemek amacıyla bronkoskopik inceleme yapıldı. Transbronşial lenf nodu iğne aspirasyonu ve bronkoalveoler lavaj alındı. M. tuberculosis, lenf bezinde GeneXpert MTB/RIF assay ile saptandı. Dört haftada azaltılan dozlarda steroid ile beraber dörtlü antitüberküloz tedavi başlandı ve 8 ay sürdürüldü. Tam bir klinik ve radyolojik iyileşme görüldü ve bronkoskopik olarak da iyileşme saptandı. OLS için yüksek şüphe duyulan olgularda tanı için tüm tetkikler yapılmalıdır.
Right middle lobe syndrome (RMLS) is a rare but important clinical entity that is characterized by recurrent or chronic collapse of the middle lobe of the right lung, but which may also involve the lingula of the left lung. In this case report, a 52-year-old female presented with typical constitutional symptoms of tropical disease like cough, fever, and shortness of breath. Chest radiology documented RMLS and bronchoscopy was key to the evaluation of this case, as a sputum examination was inconclusive. Transbronchial needle aspiration (TBNA) of the lymph node and bronchoalveolar lavage (BAL) specimens were tested and Mycobacterium tuberculosis (MTB) of the hilar lymph nodes on the right side was confirmed using the GeneXpert MTB/RIF assay. Four anti-tuberculosis treatment drugs were initiated and maintained for a total of 8 months with steroids as an adjunct in tapering dosages for 4 weeks. Complete clinical and radiological recovery was documented and confirmed bronchoscopically. A high index of suspicion is important when managing RMLS cases and all possible measures should be taken to confirm diagnosis.

11.Trachea-Esophageal Fistula Case Occuring in the Stent Migration
Mehmet Erdem Çakmak, Hayriye Cankar Dal, İbrahim Mungan, Serdar Yamanyar, Derya Ademoğlu, Büşra Tezcan, Dilek Kazancı, Sema Turan
doi: 10.5505/respircase.2018.83788  Pages 97 - 100 (46 accesses)
Trakea-özofageal fistül, özofagus ve trakea arasında bağlantı olmasıdır. Konjenital veya edinsel olarak oluşabilirler. Erişkinlerde çoğunlukla edinsel şekli görülür. Trakea-özofageal fistül hayatı tehdit eden bir durum olup uygun yöntemle tedavi edilmesi gerekir. Bu olgu sunumunda Ivor Lewis ameliyatı nedeniyle takip edilen hastada özofagusa stent uygulanması sonrası stent migrasyonuna bağlı gelişen trake-özofageal fistül olgusu sunulmuştur.
A tracheal-esophageal fistula (TEF) is a connection between the esophagus and the trachea. It may be congenital or acquired. TEF seen in adults is usually acquired. TEF is a life-threatening condition, and must be treated appropriately. This case report is a description of a case of TEF due to stent migration occurring after an Ivor Lewis operation and esophageal stent implantation.

12.Pneumomediastinum after Endobronchial Ultrasound–Guided Transbronchial Needle Aspiration: A case report
Ali Kadri Çırak, Sami Deniz, Dursun Alizoroğlu
doi: 10.5505/respircase.2018.05025  Pages 101 - 105 (43 accesses)
Pnömomediasten mediasten içine anormal şekilde havanın birikmesi olarak tanımlanmaktadır. Sıklıkla alveoler basıncın artışı sonucu alveol rüptürü olduğunda ve daha az olarak da trakeobronşial ağacın perforasyonu sonucunda meydana gelmektedir. Basınç farklığı nedeniyle hava, yumuşak dokuları saran fasya boyunca mediasten ve/veya retroperitonal bölgeye ulaşır. Genelde güvenli bir işlem olarak bilinen endobronşial ultrason eşliğinde yapılan mediastinal lenf bezi iğne aspirasyonu sonrası pnömomediasten gelişen olguyu sunuyoruz.
Pneumomediastinum is defined as an abnormal accumulation of air within the mediastinum. It occurs most often when increased alveolar pressure leads to alveolar rupture, and less frequently when there is perforation of the tracheobronchial tree. Pressure gradients then allow air to spread via the fascia to the surrounding soft tissues, mediastinum, and/or retroperitoneum. This is a report of a case of pneumomediastinum following endobronchial ultrasound–guided fine needle aspiration (EBUS/TBNA) of the mediastinal lymph nodes, widely regarded as a safe procedure.

13.A Case of Ectopic Cushing Syndrome Caused by ACTH-Releasing Bronchial Carcinoid
Burçin Çelik, Uğur Avcı, Ayşegül Atmaca
doi: 10.5505/respircase.2018.60024  Pages 106 - 109 (46 accesses)
Küçük hücreli akciğer kanseri ve bronkopulmoner karsinoid tümörler ektopik ACTH salınımının en sık nedenidir ve oldukça nadir bir durumdur. Bu makalede ACTH salgılayan bronşiyal karsinoid tümörünün neden olduğu ektopik Cushing sendromlu olguyu sunduk. Bilinç bulanıklığı ve konuşamama şikayetleri acil servise başvuran 65 yaşında kadın hastada hipoglisemi, hipopotasemi, hiperkortizolemi ve ACTH yüksekliği saptandı. Hastanın hipofiz ve batın MR'da patoloji saptanmadı. Hastada hipofizer MR'ın normal olması ve bilateral inferior petrozal sinüs örneklemesinde santral/periferik ACTH gradientinin 2'nin altında olması ektopik ACTH salınımını düşündürdü. Toraks BT'de sağ üst lob apikal segmentte 12x10 mm subplevral nodül izlendi, PET-BT görüntülemede patolojik FDG tutulumu izlenmedi. Hastaya genel anestezi altında VATS wedge rezeksiyon uygulandı ve histolojik incelemede tipik bronşial karsinoid tanısı kondu. Hasta postoperatif 5. gününde haliyle ile taburcu edildi. Karsinoid tümöre bağlı ektopik Cushing sendromlu olgularda 5 yıllık sağkalım %70 olarak bildirilmekle birlikte 60 yaş üstü hastalarda prognozun daha kötü olduğu rapor edilmektedir. Cerrahi olarak kaynağın ortadan kaldırabilmesi hastanın tedavisindeki en önemli adımdır.
Small cell lung cancer and bronchopulmonary carcinoid tumors are the most common causes of an ectopic release of adrenocorticotropic hormone (ACTH) release. In this article, a patient with Cushing syndrome caused by an ACTH-releasing bronchial carcinoid tumor is presented. A 65-year-old female patient was admitted to the emergency service with the complaints of blurred consciousness and loss of speech, and was diagnosed with hypoglycemia, hypopotassemia, hypercortisolemia, and a high ACTH level. Magnetic resonance images (MRI) of the pituitary gland and the abdomen revealed no pathology. Since the pituitary MRI was normal, and her central/peripheral ACTH gradient was less than 2 in bilateral inferior petrosal sinus sampling, it was considered to be a case of ectopic ACTH release. A thorax computed tomography (CT) revealed a 12x10 mm subpleural nodule at the right upper lobe apical segment. Pathological fludeoxyglucose involvement was not observed in PET–CT imaging. The patient underwent video-assisted thoracoscopic surgery wedge resection under general anesthesia and was diagnosed with typical bronchial carcinoid based on a histological study. She was discharged (in that condition) on the fifth postoperative day. Although the survival rate in patients with ectopic Cushing syndrome caused by carcinoid tumor has been reported to be 70%, the prognosis in patients over 60 is worse. The surgical elimination of the source is the most significant step in treatment.

14.A Case of Endobronchial Metastasis Caused by Colon Adenocarcinoma
Saltuğ Buğra Kaya, Talat Kılıç, Ayşe Nur Akatlı, Emine Türkmen Şamdanlı
doi: 10.5505/respircase.2018.59672  Pages 110 - 113 (46 accesses)
Kolon adenokarsinomu nedeniyle takipli 60 yaşında erkek hasta, öksürük ve nefes darlığı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Hastanın takipleri sırasında çekilen Toraks BT’de sağ hiler bölgede sağ ana bronşa invaze kitle lezyon ve yaygın bilateral nodüler lezyonlar tespit edilmesi üzerine ikincil primer akciğer tümör açısından değerlendirilmek üzere, göğüs hastalıkları polikliniğine yönlendirilmişti. Hastanın yapılan bronkoskopisinde; sağ ana bronştan başlayıp orta lob girişinde yoğunlaşan yaygın endobronşiyal lezyon tespit edildi. Alınan endobronşial biyopsi sonucu immünohistokimyasal çalışmalar ile desteklenerek kolon adenokarsinom metastazı olarak değerlendirildi. Radyolojik görünümü primer akciğer kanserine benzediğinden ve kolon adenokarsinomların endobronşial metastazı nadir olduğundan sunumu uygun görüldü.
A 60-year-old male patient with a diagnosis of colon adenocarcinoma was admitted to the clinic with complaints of a cough and shortness of breath. A thorax computed tomography image of the right main bronchus taken during follow-up of the patient revealed an invasive mass lesion in the right hilar region. The patient was referred to the pulmonology department for evaluation in terms of a primary lung tumor. The patient underwent a bronchoscopy. A widespread endobronchial lesion beginning at the right main bronchus and intensifying at the entrance of the middle lobe was detected. Biopsies were performed in both bronchial trees. The biopsy results confirmed colon adenocarcinoma metastasis, which was supported by immunohistochemical findings. Since the radiological appearance resembled primary lung cancer and endobronchial metastasis of colon adenocarcinoma is rare, the outcome of the case was deemed appropriate.

15.Bronchioloalveolar Carcinoma in Peutz-Jeghers syndrome: A Case Report
Burcu Yormaz, Baykal Tülek, Mecit Süerdem
doi: 10.5505/respircase.2018.93723  Pages 114 - 117 (38 accesses)
Peutz-Jeghers sendromu nadir görülen otozomal dominant geçişli herediter bir hastalıktır. Peutz-Jeghers sendromunda kanser prevalansında artış vardır. Peutz-Jeghers sendromlu 48 yaşında bir erkek hasta bilgisayarlı akciğer tomografisinde bilateral konsolide alanlar ile kliniğimize yatırıldı. Bronkoskopide sağ üst lob anterior segment bronşu içinde tümoral lezyon görüldü. Patolojik tetkikde bronkoalveoler kanser tanısı kondu.
Peutz-Jeghers syndrome (PJS) is a rare, autosomal dominant genetic disease. There is an increased prevalence of cancer in the PJS. A 48-year-old male patient with PJS was admitted to the clinic with bilateral consolidated areas in the thorax observed on a computed tomography image. A bronchoscopy revealed a tumorous lesion in the mucosa in the right upper lobe anterior segment. Pathological analysis of a sample led to a diagnosis of bronchioloalveolar carcinoma.

16.A Rare Complication in Sarcoidosis: Pneumothorax
Zühre Taymaz, Dursun Alizoroğlu, Ahmet Emin Erbaycu, Nur Yücel
doi: 10.5505/respircase.2018.93653  Pages 118 - 122 (45 accesses)
Sarkoidoz seyrinde pnömotoraks nadir bir durumdur ve patogenezde subplevral bleb veya büllerin rüptürü ve subplevral granulomların nekrozu sorumlu tutulmaktadır. Sunulan evre 2 hastada, başlangıç akciğer parankim tutulumu yoğun olup her iki akciğeri tümüyle kapsamaktadır. Sistemik kortikosteroid tedavisine klinik ve radyolojik olarak iyi yanıt alınsa da tedavinin ikinci ayında tek taraflı pnömotoraks izlenmiştir. Tüp torakostomi ve kapalı su altı drenajı uygulanmıştır. Hasta, literatür bilgileri eşliğinde nadir bir sarkoidoz seyri olarak sunulmuştur.
Pneumothorax is a rare entity in the course of sarcoidosis, yet the rupture of subpleural blebs or bullae or the necrosis of subpleural granulomas may be pathogenic agents responsible for spontaneous pneumothorax. In the case presented, there was intense initial pulmonary paranchymal involvement in the bilateral lung zones. Though there was a good clinical and radiological response to systemic corticosteroid therapy, unilateral pneumothorax occurred following 2 months of treatment. A tube thoracostomy and underwater sealed drainage was performed. This case is presented with a discussion of the literature as a rare example of sarcoidosis.

17.Radiographic and scintigraphic correlation in a patient with pulmonary alveolar microlithiasis
Arzu Cengiz, Emel Ceylan, Can Zafer Karaman
doi: 10.5505/respircase.2018.97659  Pages 123 - 126 (47 accesses)
Pulmoner alveolar mikrolitiyazis (PAM), alveoler kalsiyum fosfat mikrolitlerinin birikimine yol açan, nedeni bilinmeyen nadir bir hastalıktır. Hastaların çoğu asemptomatiktir, fakat radyolojik özellikleri oldukça gürültülü ve neredeyse patognomoniktir. Kemik sintigrafisi erken pulmoner kalsifikasyonların saptanmasında kullanılabilir. Bu yazıda, PAM tanısı alan 65 yaşında bir erkek hastanın görüntüleme bulguları sunulmuştur. Hasta, dört yıldır devam eden nonspesifik göğüs ağrısı, nefes darlığı, hırıltı ve öksürük şikayetleriyle başvurdu. Akciğer grafisinde ince retiküler ve nodüler infiltrasyon vardı. Toraks bilgisayarlı tomografisi, bilateral orta ve alt zonlarda ince kalsifiye intersitisyel nodüller ve septal kalınlaşma gösterdi. Teknesyum 99m metilen difosfonat (Tc-99m MDP) ile yapılan tüm vücut kemik sintigrafisinde pulmoner parankimde bilateral diffüz tutulum izlendi.
Pulmonary alveolar microlithiasis (PAM) is a rare, idiopathic lung disease that leads to alveolar deposition of calcium phosphate microliths. Most patients are asymptomatic, but radiological features are quite marked and are nearly pathognomonic. Bone scintigraphy can be useful in the detection of early pulmonary calcifications. The imaging findings of a 65-year-old male patient who was diagnosed with PAM are described in this report. He presented with nonspecific chest pain, shortness of breath, wheezing, and a cough ongoing for 4 years. There was fine reticular and nodular infiltration seen on a chest X-ray. Chest computed tomography images revealed bilateral, diffuse, fine, calcified interstitial nodules and nodular septal thickening in the middle and lower lung zones. A whole body bone scintigraphy with technetium-99m methylene diphosphonate (Tc-99m MDP) revealed bilateral, diffuse uptake in the pulmonary parenchyma.

18.Unexplained Pleural Infection in an Immunosuppressive Patient: Nocardiosis
Gamze Göker, Ahmet Emin Erbaycu, Mine Gayaf, Dursun Alizoroğlu, Soner Gürsoy, Mete Demirel
doi: 10.5505/respircase.2018.10337  Pages 127 - 130 (43 accesses)
Plevral Nocardiosis nadir bir plevral tutulumdur ve genellikle akciğer parankim tutulumu ile birliktedir. Sunulan hasta temporal arterit nedeniyle uzun süreli sistemik kortikosteroid tedavisi almıştır. Tedavisi halen sürerken plevral sıvının teşhisi için kliniğimize yönlendirilmiştir. Plevral sıvının kültüründe Nocardia üremesi üzerine trimetoprim-sulfametaksazol tedavisi başlanmıştır. Tedavi ile klinik ve radyolojik iyileşme gözlenmiştir. Plevral Nocardiozis, immünsüprese hastalarda nedeni açıklanamayan plevral sıvıların ayırıcı tanısında akla getirilmelidir.
Pleural involvement in nocardiosis is rare and usually accompanies pulmonary paranchymal involvement. In the case presented here, the patient had been treated with a systemic corticosteroid for a long time for temporal arteritis. He was continuing the treatment when he was referred to our clinic for a diagnosis of the pleural disease. Following a positive pleural culture result for Nocardia, trimethoprim/sulfamethoxazole treatment was initiated. Clinical and radiological improvement was observed with treatment. Pleural nocardiosis should be kept in mind in the differential diagnosis of cases of pleural effusion with an unknown origin, particularly among immunosuppressed patients.

LETTER TO EDITOR
19.Damage to a fiberoptic bronchoscope due to nasal septal deformity
Hasan Kahraman, Saime Sağıroğlu, Hüseyin Arpağ, Nurhan Atilla, Fulsen Bozkuş
doi: 10.5505/respircase.2018.53244  Pages 131 - 133 (49 accesses)
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale