e-ISSN 2147-2475
Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 2 (2)
Volume: 2  Issue: 2 - June 2013

COVER
1.Cover

Page I

EDITORIAL BOARD
2.Editorial Board

Page II

CASE REPORT
3.Sarcoidosis and IgA Nephropathy: a Rare Association
Canturk Tasci, Alper Gündoğan, Nesrin Çandır, İlker Yılmaz, İbrahim Yavan, Ömer Deniz, Ergun Tozkoparan, Hayati Bilgiç
doi: 10.5505/respircase.2013.35229  Pages 48 - 51
arkoidoz, yüz binde 0,1-640 prevalansı olan, sebebi net olarak bilinmeyen, tutulan organlarda nonkazeifiye granülomlarla kendini gösteren, sistemik kronik granülomatöz bir hastalıktır. Akciğer dışında cilt, göz, eklem tutulumları belirgindir. Böbrek tutulumunun %0,9 oranında olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Olguların %50’sinde kalsiyum metabolizması bozukluğu bulunmaktadır. Ancak proteinüri, hematüri gibi bulgular sarkoidozda beklenen komplikasyonlar arasında değildir. Takipleri sırasında belirgin proteinüri görülen ve yapılan böbrek biyopsisinde IgA nefropatisi saptanan sarkoidoz tanılı hastayı literatürler eşliğinde tartıştık.
Sarcoidosis a systemic chronic granulomatous disease characterized by noncaseating granulomas in the involvement organs. The etiology of the disease has yet to be precisely defined. The prevalence of sarcoidosis is 0.1-640 per one hundred thousand. In addition to the lungs, the other commonly involved organs are the skin, eyes, and joints. In previous investigations renal disorders were reported as 0.9% of sarcoidosis cases. In 50% of these cases, calcium metabolism disorders were found. However, proteinuria and hematuria are not common complications of sarcoidosis. This case report aims to argue for the rare association of sarcoidosis and IgA nephropathy, by presenting a case with proteinuria and IgA nephropathy in the renal biopsy.

4.Concurrent Massive Pulmonary Embolism and Brachial Artery Embolism in a Genetic Background
Serdar Berk, Aslı Bingöl, Nurkay Katrancıoğlu, Ömer Tamer Doğan, Sulhattin Arslan, İbrahim Akkurt
doi: 10.5505/respircase.2013.64936  Pages 52 - 56
Bazı genetik risk faktörlerinin arteriyel ya da venöz tromboz riskini artırdığı kesin olarak bilinmesine kar- şın plazminojen aktivatör inhibitör-1 (PAI-1) ve Angiotensin Converting Enzim (ACE) D/D mutasyonlarının tromboz riskini artırıp artırmadıkları tartışmalıdır. Bu yazıda eş zamanlı masif pulmoner tromboemboli ile brakiyal arter embolisi gelişen ve genetik analizlerde PAI-I, ACE D/D mutasyonu saptanan bir olgu sunulmuştur. Elli altı yaşında erkek hasta göğüs ağrısı, sol kol ağrısı, nefes darlığı ve bayılma şikâyetleri ile acil servise başvurdu. Yapılan muayene ve tetkikleri sonucunda eşzamanlı masif pulmoner tromboemboli ve brakiyal arter embolisi tanısı kondu. Hastanın transö- zefageal ekokardiyografisinde intrakardiyak şant saptanmadı. Hasta trombolitik tedavi ve brakiyal arter embolektomi cerrahisi ile düzeldi. Sonuç olarak genetik risk faktörlerinin varlığında eş zamanlı arteriyel ve venöz embolilerin olabileceği akılda bulundurulmalı, olası paradoksal emboliye yönelik intrakardiyak şant araştırılmalıdır.
While it is well known that some genetic factors definitively increase the risk for arterial or venous thrombosis, it is still controversial whether or not that risk is augmented by plasminogen activator inhibitor 1 (PAI- 1) and angiotensin converting enzyme (ACE) D/D mutations. This study presents a patient with concurrent pulmonary thromboembolism and brachial artery embolism, who showed PAI-1 and ACE D/D mutations in genetic analyses. The patient, a 56-year-old male, presented to the emergency department with complaints of chest pain, pain in the left arm, shortness of breath, and fainting. The physical examination and diagnostic workup revealed concurrent massive pulmonary thromboembolism and brachial artery embolism. Transesophageal echocardiography did not display any intracardiac shunt. The patient recovered with thrombolytic treatment and surgical brachial artery embolectomy. In conclusion, it should be kept in mind that venous and arterial thromboembolism may coincide with the presence of genetic risk factors, and intracardiac shunts should be investigated for possible paradoxical embolism.

5.A Rare Case of Tracheobronchial Anomalies: ‘Tracheal Bronchus’
Selvi Kelekçi, Fatih Meteroğlu, Velat Şen, Atalay Şahin, Tahir Şevval Eren, Mehmet Fuat Gürkan
doi: 10.5505/respircase.2013.47966  Pages 57 - 59
Trakeal bronkus bronş ağacının doğumsal nadir görülen bir anomalisidir. Bu anomali asemptomatik hastalardan, tekrarlayan akciğer enfeksiyonuna kadar değişen spektrumda klinik bulguya sebep olabilir. Son dönemlerde fleksibl bronkoskopi ve çok kesitli tomografinin kullanımının yaygınlaşması ile yeni tanı alan hasta oranı giderek artmaktadır. Kliniğimizce tekrarlayan pnömoni etiyolojisini araştırdığımız trizomi 21 mutasyonuna sahip hastamızda saptadığımız trakeal bronkus olgusu literatür bilgileri eşliğinde sunuldu.
Tracheal bronchus is a rarely seen congenital anomaly of the bronchial tree. This anomaly may cause a variable spectrum of clinical findings, ranging from asymptomatic patients to recurrent pulmonary infections. Recently, the number of cases diagnosed has increased due to the widespread use of flexible bronchoscopy and multislice tomography. A case of tracheal bronchus accompanying trisomy 21 is presented along with information from the literature.

6.A Case of Pulmonary Tuberculosis Accompanied by Tuberculosis Pleurisy and Tuberculosis of the Tongue
Hatice Türker, Bahadır Üskül, Özge Ünal Bayraktar, Sibel Boğa, Aydın Kant, Fatma Emre Taşolar, Özkan Devran, Özlem Saniye İçmeli, Merve Çiftçi
doi: 10.5505/respircase.2013.02411  Pages 60 - 63
Akciğer dışı tüberküloz, tüm olguların yaklaşık %10- 15’ini oluşturur. Akciğer dışı tüberkülozlar içinde dil tüberkülozu, oral kavite tüberkülozlarının en sık görü- lenidir. Tüm tüberküloz olgularının %0,14-0,2’sini oluşturur. Primer ve sekonder formu olabilir. Primer formu, seyrek olup sıklıkla gençlerde, sekonder formu ise ileri yaşlarda görülür ve aktif akciğer tüberkülozuna eşlik edebilir. Olgumuzda yapılan dil biyopsisinde kazeifiye granülomatöz inflamasyon, balgamda ARB pozitif, plevra sıvısında ADA düzeyi yüksek saptanarak antitüberküloz tedavisi başlandı. Üç ayrı tüberküloz formunun bir arada görülmesi nedeniyle olguyu literatürün ışığı altında tartışarak, ağız içi lezyonlarında dil tüberkülozunun akılda tutulması vurgulandı.
The incidence of extrapulmonary tuberculosis is 10- 15% of all tuberculosis cases. In the group of extrapulmonary tuberculosis cases, tuberculosis of the tongue (0.14-0.2% of all tuberculosis cases) is the most frequent tuberculosis form of the oral cavity. It can be seen as a primary infection, which is very rare and mostly seen in young tuberculosis cases or secondarily, which is seen in the elderly and generally accompanied by active pulmonary tuberculosis. In our case, we encountered a positive sputum smear for acid-fast bacilli, high ADA level in pleural effusion, and granulomatous infection with caseification in the tongue biopsy and started to administer antituberculosis treatment. As three forms of tuberculosis could be seen together in our case, we attempted to highlight that tuberculosis of the tongue should be considered in oral cavity lesions.

7.Ruptured Hydatid Cyst Causing Tension Pneumothorax
Muharrem Çakmak, Akın Eraslan Balci, Mehmet Oğuzhan Özyurtkan
doi: 10.5505/respircase.2013.46855  Pages 64 - 67
Kist Hidatik, Echinococcus granulosus’un neden olduğu paraziter bir hastalıktır. Kistlerin çoğu asempomatiktir. En sık karaciğer ve akciğerlere yerleşirler. Akciğer hidatik hastalığın en sık görülen komplikasyonu kistin bronş içine rüptürüdür. Hidatik kist rüptü- rüne bağlı tansiyon pnömotoraks ise çok nadir görü- len bir komplikasyondur. Bu yazıda plevral boşluğa açılmış ve tansiyon pnömotoraksa neden olmuş nadir görülen bir olguyu sunuyoruz. Yedi yaşında kız çocu- ğu hasta nefes darlığı, takipne, siyanoz ve taşikardi ile getirildi. Hastada tansiyon pnömotoraks ve santral bölgede homojen, düzgün duvarlı lezyon tespit edildi. Tüp torakostomi sonrası çekilen BT’de rüptüre kist hidatik tespit edildi. Hastaya sağ posterolateral torakotomi ile kistotomi, bronş ağızlarının kapatılması, kapitonaj ve parsiyel dekortikasyon yapıldı.
Hydatid cysts are parasitic infections caused by Echinococcus granulosus. Most of the cysts are asymptomatic. They most commonly involve the liver and lungs. The most common complication of hydatid cyst of the lung is the rupture of the cyst into a bronchus. Tension pneumothorax due to a ruptured hydatid cyst, on the other hand, is a very rare complication. We present in this paper a rare case with a hydatid cyst rupturing into the pleural cavity, causing tension pneumothorax. A 7-year-old girl presented with dyspnea, tachypnea, cyanosis, and tachycardia. Tension pneumothorax and a central lesion with a homogenous, smooth wall were detected. CT following tube thoracostomy revealed a ruptured hydatid cyst. The patient underwent cystotomy, closure of bronchial ostia, capitonnage, and partial decortication with posterolateral thoracotomy.

8.An Occult Bronchial Foreign Body Aspiration Mimicking Lung Cancer
Gülbanu Horzum Ekinci, Osman Hacıömeroğlu, Murat Kavas, Esra Akkütük Öngel, Ayşe Ersev, Adnan Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2013.46330  Pages 68 - 70
Akciğer kanserini taklit eden hemoptizi ile başvuran rastlantısal olarak saptanan bir bronşial yabancı cisim aspirasyonu olgusunu sunuyoruz. Yetmiş yedi yaşında erkek hasta kliniğimize son dört yıldır tekrarlayan hemoptizi yakınması ile başvurdu. Toraks bilgisayarlı tomografisi sol alt lobda konsolidasyon gösteriyordu. Fiberoptik bronkoskopi sol alt lob bronşunun proksimalinde, kahverengi-siyah renkte granulasyon dokusunun eşlik ettiği lezyon saptadı. Lezyon çıkartıldı ve lezyonun fındık parçası olduğu görüldü.
We present a case with occult bronchial foreign body presenting with hemoptysis mimicking a lung carcinoma. A 77-year-old man presented to our clinic for repeated attacks of hemoptysis for the previous four years. Computed tomography of the thorax showed consolidation in the lower left lobe. Fiberoptic bronchoscopy revealed a brownish black lesion in the proximal part of the lower left lobe bronchus with granulation tissue. It was removed and upon examination, it was found to be a piece of hazelnut.

9.Thoracic Wall Schwannoma
Güven Çoşğun, Sevin Başer, Gokhan Yuncu, Nevzat Karabulut, Ferda Bir
doi: 10.5505/respircase.2013.55264  Pages 71 - 74
Schwannomalar sinir kılıfından köken alan soliter, kapsüle lezyonlardır. Daha sıklıkla toraks içinde kostovertebral sulkusta yer alırken nadir olarak periferik interkostal sinirlerden köken alır. Torakstaki primer nörojenik tümörlerin %10’undan daha azı periferal interkostal sinirlerden kaynaklanır. Göğüs duvarı lezyonlarının parankimal lezyonlardan ayrımında, bazı radyolojik işaretler yol gösterici olabilir. Schwannomalar sıklıkla asemptomatiktir. Schwannomaların tanı ve tedavisi kitlenin cerrahi ekspolarasyonu ile yapılmaktadır. Öksürük ve ara sıra olan göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran 31 yaşındaki kadın hastanın çekilen akciğer grafisinde sağ üst zonda düzgün sınırlı kitle saptandı. İnterkostal schwannoma saptanan ve torakoskopik olarak rezeksiyon tedavisi yapılan olgumuzu radyolojik ve patolojik ayırıcı tanı bulguları ile birlikte sunduk.
Schwannoma is a solitary, capsulated lesion and originates from the neural tissue. They are primarily located in the thorax in the costovertebral sulcus, but may rarely originate from peripheral intercostal nerves. Less than 10% of primary thoracic neurogenic tumors originate from the peripheral intercostal nerves. Radiological investigation is useful to differentiate the lesions of the chest wall and lung parenchyma. Schwannomas are generally asymptomatic lesions and diagnosis and treatment depend on the surgical excision of mass. Our case was a 31-yearold female with a cough and occasional chest pain. The chest X-ray revealed a smooth mass at right apical zone of the lung. It was treated with thoracoscopic surgery and diagnosed as intercostal schwannoma. This case was presented with radiological and pathological differential diagnosis and symptoms

10.Spindle Cell Carcinoma of the Lung
Bilal Halıcı, Sevinç Sarınç Ulaşlı, Ersin Günay, Emre Kaçar, Fatma Aktepe, Mehmet Ünlü
doi: 10.5505/respircase.2013.07078  Pages 75 - 78
Sarkomatoid karsinomlar nadir görülen akciğer tü- mörlerindendir. Yetmiş yedi yaşında erkek hasta öksü- rük, iştahsızlık ve kilo kaybı şikayetleri ile başvurdu. Posteroanterior akciğer grafisinde ve bilgisayarlı toraks tomografisinde sağ akciğer alt lobda kitle lezyonu tespit edilmesi üzerine hastaya fiberoptik bronkoskopi yapıldı. Fiberoptik bronkoskopi işlemi sırasında sağ akciğer alt lob medial segment içerisindeki endobronşiyal lezyondan alınan biyopsi sonucu akciğerin iğsi hücreli karsinomu olarak geldi. Evre 3b küçük hücreli dışı akciğer karsinomu olarak değerlendirilen hastaya altı kür kemoterapi verildi. Hastanın tedavisinin 6.ayında çekilen kontrol toraks tomografisinde lezyonda büyüme ve karaciğere metastaz saptandı. Akciğerin iğsi hücreli karsinomu tanısı alan bu olgu, ender görülen akciğer malignitesi ve agresif seyri nedeniyle sunuldu.
Sarcomatoid carcinomas are rarely observed lung tumors. A 77-year-old male patient was admitted to our clinic with complaints of cough, anorexia, and weight loss. He had no history of smoking. A mass lesion in the lower lobe of the right lung was detected in the posteroanterior chest x- ray and thorax computed tomography. A fiberoptic bronchoscopy was performed. The biopsy result from the endobronchial lesion in the medial segment of the lower lobe in the right lung was consistent with spindle cell carcinoma of the lung. The patient was evaluated to have stage 3b non-small cell lung carcinoma and six cycles of chemotherapy were applied. An enlarged mass lesion and liver metastases were seen in the control thorax computed tomography at the sixth month of the therapy. We presented this case with spindle cell lung carcinoma as a rarely seen tumor with aggressive progression.

11.Pulmonary Tuberculosis in a Patient with Marfan's Syndrome with Pulmonary Involvement
Fikret Kanat, Baykal Tülek
doi: 10.5505/respircase.2013.47955  Pages 79 - 81
Marfan sendromu (MFS) otozomal dominant geçiş gösteren öncelikle oküler, kas-iskelet ve kardiyovasküler sistemleri tutan bir bağ dokusu hastalığıdır. Hastalığın; spontan pnömotoraks, apikal bül veya blebler gibi akciğer belirtileriyle nadiren karşılaşılır. Bu sunumda kronik akciğer tüberkülozu tedavisi altında iken rastlantısal olarak MFS tanısı konulan genç bir erkek hasta sunuldu. MFS’nin apikal parankim tutulumu ve akciğer tüberkülozu tartışıldı.
Marfan's syndrome (MFS) is a connective tissue disorder inherited by autosomal dominance and primarily affecting the ocular, musculoskeletal, and cardiovascular systems. Its pulmonary manifestations, such as spontaneous pneumothorax, apical blebs, and bullae, are rarely seen. We present a young male patient, incidentally diagnosed with MFS, while under treatment for chronic pulmonary tuberculosis. Apical parenchymal involvement of MFS and pulmonary tuberculosis were discussed.

12.Spontaneously Regressing Thymic Cyst
Dildar Duman, Tülin Kuyucu, Dilek Ernam, Emine Nur Koç, Fatma Merve Tepetam
doi: 10.5505/respircase.2013.20592  Pages 82 - 85
Timik kistler nadir görülen, mediastinal kitlelerin %1-3 ünü oluşturan patolojilerdir. Genellikle asemptomatiktir ve rutin akciğer grafilerinde saptanır. Herhangi bir yakınması olmayan olgumuzda tarama amacıyla çekilen akciğer grafisinde mediastinal genişleme izlendi. Bilgisayarlı tomografide 6x4 cm çapında, hipodens, kistik yapıda mediastinal lezyon saptandı. Manyetik rezonans görüntüleme ile kistin rudimentar timus dokusundan uzandığı görüldü. Diğer timik kist olgularında tercih edilen tedavi yaklaşımı kistin total eksizyonudur, ancak olgumuz radyolojik takibe alındı ve total remisyon izlendi. Sonuç olarak, semptomu olmayan, radyolojik olarak timik kist kabul edilen olgular takibe alınabilir ve takiplerinde spontan remisyon görülebilir.
Thymic cysts are uncommon lesions, constituting 1- 3% of all mediastinal masses. Most of these cysts are asymptomatic and found incidentally through routine chest roentgenograms. Our patient was asymptomatic, and a routine chest x-ray revealed mediastinal widening. A mediastinal mass, 6x4 cm in dimension, was detected by computed tomography. The lesion was hypodense, well defined, and cystic in nature. Magnetic resonance imaging of the thorax revealed a typical cyst expanding from the rudimentary thymus tissue. Although total excision of the cyst is the preferred treatment modality in these patients, close radiological follow-up of our patient revealed total remission. In conclusion, asymptomatic thymic cysts can be radiologically monitored and spontaneous remission can be observed.

13.Multiple Sclerosing Hemangioma of the Lung
Tuba Acar, Özgür Samancılar, Ozan Usluer, Sülün Ermete, Şeyda Örs Kaya
doi: 10.5505/respircase.2013.46036  Pages 86 - 88
Sklerozan hemanjiom, akciğerin nadir görülen ve yavaş büyüyen benign tümörüdür. Yirmi üç yaşında bayan hasta yaklaşık üç aydır devam eden sırt ağrısı nedeniyle merkezimize başvurdu. Çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde sağ alt lob posteriorda iki adet nodül izlendi. Operasyonda, sağ alt lobda dört adet nodül saptandı ve iki ayrı nodülün intraoperatif frozen incelemesi sonucu kuşkulu malign lezyon olarak belirtildi. Hastaya sağ alt lobektomi ve mediastinal lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Histopatolojik ve immünohistokimyasal inceleme sonucunda akciğerin sklerozan hemanjiomu tanısı alan olgu genç yaşta görülmesi ve multipl olması nedeniyle sunulmuştur.
Sclerosing hemangioma is a rare benign neoplasm of the lung. A 23-year-old female patient was admitted to our center with back pain for the previous three months. A computed tomography of the chest revealed two nodules on the right lower lobe. Surgical exploration revealed a total of four nodules in the lower lobe and a frozen section examination of the two of them reported that the masses have a high level of suspicion of malignancy. A right lower lobectomy and mediastinal lymph node dissection was applied. After histopathological and immunohistochemical examination the patient was diagnosed with a pulmonary sclerosing hemangioma. This particular case is presented as a case of a younger patient, and furthermore, multiple masses are quite rare in this type of pathology.

LookUs & Online Makale