e-ISSN 2147-2475
Volume : 10 Issue : 3 Year : 2024

Quick Search

Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 10 (3)
Volume: 10  Issue: 3 - October 2021
CASE REPORT
1.Physiotherapy on a Patient Supported by Extracorporeal Membrane Oxygenation for Acute Respiratory Distress Syndrome: Short- and Long-Term Follow-up
İlknur Naz, Ozlem Ediboglu, Cenk Kirakli
doi: 10.5505/respircase.2021.81488  Pages 160 - 166
Son yıllarda Akut Respiratuar Distres Sendromu (ARDS) olan hastalarda yeterli gaz değişimini sürdürmek için ekstrakorporeal membran oksijenasyonu (ECMO) kullanıl-maktadır. Bu olgu sunumunun amacı, merkezimizin ECMO tedavisindeki ARDS'li bir hastada fizyoterapi ile ilgili deneyimini tanımlamak, fizyoterapiyi desteklemek ve ta-burcu olduktan altı ay sonra hastanın uzun dönem fonksiyonel sonuçlarını aktarmaktır. Burada, yoğun bakım ünitemize ARDS tanısı ile sevk edilen ve ECMO tedavisi alan 28 yaşındaki bir kadın sunulmuştur. Hasta ECMO'da iken pasif teknikleri içeren fizyoterapi uygulamaları almış ve ECMO'nun ardından aktif bir mobilite programına katılmıştır. Taburculuk sonrası 6. ayda hastanın, fonksiyonel seviye, egzersiz kapasitesi, dispne, kas kuvveti, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi gibi uzun dönem sonuçlarının olduk-ça iyi seviyede olduğu görülmüştür. Erken fizyoterapi ve mobilite programına katılımın bir ECMO hastasında kısa ve uzun vadeli fonksiyonel iyileşmelere katkıda bulunabileceğini düşünmekteyiz.
In recent years extracorporeal membrane oxygenation (ECMO) has been used to maintain adequate gas exchange in pa-tients with Acute Respiratory Distress Syn-drome (ARDS). The aim of this case report is to share our center’s experience with physiotherapy in patients with ARDS on ECMO, to support the use of physiotherapy and to relate the long-term functional outcomes of the patient at six months after discharge. We present here the case of a 28-year-old female who was referred to our intensive care unit with a diagnosis of ARDS being supported by ECMO. While on ECMO, she received physiotherapy interventions including passive techniques, and participated in an active mobility program following ECMO. Her long-term outcomes, including functional level, exercise capacity, dyspnea, muscle strength, anxiety, depression and quality of life, assessed six months after discharge, were at a very good level. We consider that participation in the early physiotherapy and mobility program may contrib-ute to short- and long-term functional im-provements in an ECMO patient.

2.Cinnamon Stick Aspiration in a Patient with Asthma: A Case Report
Sefa Semih Atal, Omer Ayten, Cengiz Özdemir, Tayfun Caliskan, Bengü Şaylan, Oguzhan Okutan, Zafer Kartaloglu
doi: 10.5505/respircase.2021.60783  Pages 167 - 171
Trakeobronşiyal sisteme yabancı cisim aspirasyonu, çocuklarda erişkinlere göre daha sık görülen, ciddi sonuçlara ve hatta mortalite ve morbiditeye neden olabilen, tanıda gecikme yaşanılan bir durumdur. Astım nedeni ile takip edilen 59 yaşındaki kadın hastanın akciğer bilgisayarlı tomografisinde sol ana bronşta daralma olması nedeni ile yapılan fleksible bronkoskopide yabancı cisim saptanmıştır. Hastaya yanlışlıkla astım tanısı konmuştu.
Foreign body aspiration into the tracheobronchial system, which is more common in children than adults, can have serious consequences, leading even to mortality and morbidity, and may be diagnosed only after a delay. A foreign body was detected during a flexible bronchoscopy due to stenosis in the left main bronchus in the chest computed tomography of a 59-year-old female patient being followed up for asthma. A cinnamon stick identified in the left main bronchus was removed with rigid bronchoscopy, revealing the asthma to be a misdiagnosis.

3.A Rare Complication of Endobronchial Ultrasonography-transbronchial Needle Aspiration: Endob ronchial Nodule
Kemal Can Tertemiz, Nurcan Güler, Volkan Karaçam, Aylin Ozgen Alpaydin
doi: 10.5505/respircase.2021.67689  Pages 172 - 175
Endobronşiyal ultrason kılavuzluğunda transbronşiyal iğne aspirasyonu (EBUS-TBİA) yüksek tanısal verime sahip güvenli bir prosedürdür. Bununla birlikte, EBUS-TBİA prosedürleri ile ilgili komplikasyonlar giderek da-ha fazla rapor edilmektedir. EBUS-TBİA yaygın komplikasyonları arasında, enfeksiyöz komplikasyonlar, pnömotoraks, kanama ve pnömomediasten yer almaktadır. Komplikasyon sıklığı çalışmalar arasında değişmek-le birlikte komplikasyon oranları oldukça nadirdir (% 0.15 -% 1.44). EBUS‐TBİA' nın nadir komplikasyonlarından biri, EBUS-TBİA'yı takiben trakeobronşiyal delinme bölgelerinde nodüler lezyonların ortaya çıkmasıdır. “Trakeobronşiyal ponksiyon bölgesi nodüler reaksiyonu" (TPNR) olarak tanımlanır. Bura-da, tanısı ikisinde granülasyon dokusu, birinde malignite olan TPNR gelişen üç olguyu sunuyoruz. EBUS sonrası nodüler lezyon ile başvuran olguarda mutlaka biyopsi alınma-lıdır.
Endobronchial ultrasound-guided transbronchial needle aspiration (EBUS-TBNA) is a safe procedure with high diagnostic yield. However, complications related to EBUS-TBNA procedures are increasingly being reported. Common complications of EBUS-TBNA include infectious complications, pneumothorax, bleeding, and pneumome-diastinum. Although the frequency of complications varies among studies, complication rates are quite rare (0.15 - 1.44%). One of the rare complications of EBUS-TBNA is the appearance of nodular lesions at the tracheobronchial puncture sites following EBUS-TBNA, namely "tracheobronchial puncture site nodular reaction" (TPNR). Here, we present three cases of TPNR, two of which were diagnosed with granulation tissue and one with malignancy. A biopsy must be taken in cases presenting with nodular lesion after EBUS.

4.Giant Primary Mediastinal Leiomyoma Diagnosed with EBUS-TBNA: A Case Report
Serap Duru, Emine Bahar Kurt, Tuğba Taşkın Türkmenoğlu, Kubilay İnan
doi: 10.5505/respircase.2021.32848  Pages 176 - 179
Mediyastinal leiomyomlar genellikle özefa-gus kökenlidir. Primer mediastinal leiomyom ise oldukça nadir görülmektedir. Dev primer mediyastinal leiomyomun tedavisi torasik cerrahi ile kitlenin çıkarılmasıdır. Bu yazıda EBUS TBİA ile tanı konulan ve trakeaya bası yapan arka mediastende leiomyomu olan olguyu sunduk.
Mediastinal leiomyomas are usually of esophageal origin, among which primary mediastinal leiomyomas are extremely rare. The current approach to the treatment of giant primary mediastinal leiomyoma involves the removal of the mass by thoracic surgery. We present here a case with leio-myoma of the posterior mediastinum that was compressing the trachea, and that was diagnosed via EBUS TBNA.

5.Hemangiolymphangioma with Accompanying Interstitial Lung Disease: A Rare Case
Gülçehre Oğuztürk, Selin Onay Mahmuti, Ece Yasemin Demirkol, Neslihan Fener, Ekrem Cengiz Seyhan, Erdoğan Çetınkaya, Muzaffer Metin
doi: 10.5505/respircase.2021.38039  Pages 180 - 185
Vasküler anomaliler, embriyonik yaşamda oluşan, lenfatik ve kapiller sistemleri etkileyen patolojilerdir ve histolojik özelliklerine göre vasküler tümörler veya vasküler malformasyonlar olarak sınıflandırılırlar. Nadir görülürler ve daha çok yaşamın ilk yıllarında saptanırlar. Hemanjiyolenfanjiyomlar da lenfatik ve kapiller sistem elemanları içeren, benign bir vasküler tümördür. İnsidansı yenidoğanlarda 1/12.000 olarak bildirilmiştir. Bugüne dek bildirilen olgular baş bölgesi (ağız boşluğu, orbita vs), boyun ve mediasten bölgelerindedir. Biz de bu makalede interstistiyel akciğer hastalığı ile seyreden ve yapılan tanısal video yardımlı akciğer bi-yopsisi (VATS) işlemi sonrasında hemanjiyolenfanjiyoma tanısı alan 17 yaşında bir erkek hastayı sunduk. Kronik bir hastalığı olmayan ve sekiz aydır olan öksürük ve nefes darlığı ile polikliniğe başvuran hastaya çekilen toraks tomografisinde interstistiyel akciğer özellikleri görülmüş olup; VATS işlemi sonra-sında hastada şilotoraks gelişti. Patoloji so-nucu hemanjiyolenfanjiyom olarak sonuçlandı.
Vascular anomalies are pathologies that occur in embryonic life that affect the lymphatic and capillary systems, and can be classified as vascular tumors or vascular malformations, according to their histological features. They are rare and are mostly detected in the first years of life. Hemangio-lymphangiomas are benign vascular tumors containing lymphatic and capillary system elements with a reported incidence of 1: 12,000 in newborns. The cases reported to date have been in the head (oral cavity, orbita, etc.), neck and mediastinum regions. We presented here a case of a 17-year-old male patient who was diagnosed with hemangiolymphangioma after a videoassisted lung biopsy (VATS) with accompa-nying interstitial lung disease. The patient, who had no history of chronic disease, pre-sented to the outpatient clinic complaining of cough and shortness of breath for eight months. Interstitial lung features were ob-served in the patient’s thorax computer tomography. After the VATS procedure, the patient developed chylothorax, and the pathology results indicated hemangiolymphangioma.

6.A Rare Coexistence of Birt-Hogg-Dubé Syndrome and Sarcoidosis
Celal Satıcı, Gizem Köybaşı, Ayşe Koyukan, Ekrem Cengiz Seyhan
doi: 10.5505/respircase.2021.40327  Pages 186 - 189
Birt-Hogg-Dube (BHD) sendromuna sahip hastalarda FLCN geni tarafından kodlanan folliculin proteininin T-helper-1 hücre aktivasyonuna yol açarak sarkoidoza yol açabileceği ve bu sebeple bu iki hastalık arasında patofizyolojik bir ortaklık olabileceği düşünülmektedir. Burada nadir bir BHD sendromu ve sarkoidoz birlikteliği olgusunu sunuyoruz. BHD tanısı alan hastaların toraks bilgisayarlı tomografilerinin hem parankim hem de mediasten penceresinde olası bir mediastinal lenfadenopatiyi gözden kaçırmamak adına detaylı olarak incelenemeli ve patolojik boyutta bir lenf nodu mevcut ise biyopsi yapılmalıdır.
A pathophysiological link may exist between Birt-Hogg-Dubé syndrome (BHD) and pulmonary sarcoidosis such that the folliculin protein encoded by the FLCN gene may lead to the development of sarcoidosis through the upregulation of T- helper 1 cell activation. We present here a rare case of coexisting BHD and sarcoidosis. Enlarged mediastinal lymphadenopathy may be underdiagnosed in patients with BHD, and so both the mediastinal and lung window of a thoracic CT scan should be evaluated carefully and a biopsy should be performed if pathologic lymphadenopathies are indicated.

7.A Case of Niemann-Pick type B Presented with Interstitial Lung Disease
Gülşah Günlüoğlu, Pelin Pamir, Ayşe Yeter, Elif Yelda Özgün Niksarlıoğlu, Merve Dilşad Gün, Nurcan Ünver, Güngör Çamsarı
doi: 10.5505/respircase.2021.68815  Pages 190 - 194
Niemann-Pick hastalığı, asit sfingomiyelinaz eksikliği sonucu retiküloendotelyel hücrelerde sfingolipidlerin biriktiği nadir bir lizozomal depo hastalığıdır. Üç formu tanımlanmıştır. Niemann-Pick tip B, farklı ağırlıkta klinik bul-gulara sahip olduğundan hastaların prezentasyonu ve hastalık progresyonu farklıdır. Lipid depolanma yavaş ve progresif olup multipl organda bozulma oluşturur. Hastalar çoğunlukla erişkin yaşta tanı alırlar ve pulmoner tutulum sıklıkla görülür. Olgumuz, 32 yaşında kadın hasta, öksürük ve dispne şi-kayetleri ile başvurusu sonrası interstisyel akciğer hastalığı ön tanısı ile, girişimsel işlemi kabul etmediğinden spesifik tanı almadan uzun süredir takip edilmekteydi. Semptomlarında progresyon olması nedeni ile yapılan açık akciğer biyopsisi, köpüksü sitoplazmalı histiyositler olarak sonuçlandı. Sonrasında splenomegali ve trombositopeni nedeni ile yapılan kemik iliği biyopsisinde geniş yama tarzında depo hastalığı ile uyumlu histiyositik infiltrasyon gösteren hafif hiposellüler kemik iliği görülmesi sonucu, Niemann-Pick tip B tanısına ulaşıldı. Depo hastalıkları nadir görülmesi sebebi ile interstisyel akciğer hastalık-ları ayırıcı tanısında ön planda düşünülme-mekle birlikte sistemik semptom varlığında akla getirilmelidir.
Niemann-Pick disease is a rare lysosomal storage disease in which sphingolipids ac-cumulate in reticuloendothelial cells due to acid sphingomyelinase deficiency, three forms of which have been defined to date. Since Niemann-Pick Type B has different clinical findings, the patient presentation and disease progression can differ. Lipid storage is slow and progressive and leads to deterioration in multiple organs. Patients are mostly diagnosed in adulthood and pulmo-nary involvement is common. In our case, a 32-year-old female patient with complaints of cough and dyspnea was on long-term follow-up with a prediagnosis of interstitial lung disease, but with no specific diagnosis as she declined invasive procedures. An open lung biopsy performed due to the progression of symptoms resulted in histiocytes with foamy cytoplasm. A diagnosis of Niemann-Pick Type B was subsequently reached after a large patchy, mild hypocel-lular bone marrow with histiocytic infiltration, compatible with storage disease, was identified from a bone marrow biopsy performed for splenomegaly and thrombocytopenia. Since storage diseases are rare they are not considered in the differential diagnosis of interstitial lung diseases, but should be considered in the presence of systemic symp-toms.

8.Could BiPAP Cause Air in the Right Atrium?
Burcu Akkok, Muhammed Çiftçioğlu, Akif Özcan
doi: 10.5505/respircase.2021.05657  Pages 195 - 197
Hava embolisi, havanın, direk ileti ve basınç farkı yoluyla venöz veya arteryel sisteme girmesi olarak tanınlanmaktadır. En sık görülen nedenleri iyatrojenik olup yapılan cerrahi ve invazif işlemlere bağlı olduğu görülmüştür. Hava embolisinin sonuçları hava hacmine ve havanın giriş hızına bağlıdır. Kliniği asemptomatik seyirden şoka giden tabloya kadar değişkenlik gösterebilir. Acil tedavi yöntemi ise hemodinaminin sağlanması, oksijen desteği ve pozisyon vermedir ve seçili olgularda hiperbarik oksijen tedavisidir. Bu olgu sunumunda kronik solunum yetmezliği nedeni ile evde bilevel pozitif hava yolu basıncı (BiPAP) kullanan hastada gelişen venöz hava embolisinin nedenlerini ve hiperbarik oksijen tedavisi verilmeden kısa dönemde rezorbe olduğunu göstermeyi amaçladık.
Air embolism refers to the entry of air into the venous or arterial system via direct conduction and pressure difference. The most common causes are iatrogenic, and are observed to be related to surgical and invasive procedures. The consequences of air embolisms depend on the air volume and the velocity of air entry. The clinical presentations may vary from asymptomatic course to shock. Emergency treatments include the provision of hemodynamics, oxygen support and positioning, and hyperbaric oxygen therapy in selected cases. In the present study we investigate the cause of the development of a venous air embolism in a patient on bilevel positive airway pressure (BiPAP) ventilation at home due to chronic respiratory failure and resorption in the short term without hyperbaric oxygen therapy.

9.Methemoglobulinemia due to Dapson Use: A Case Report
Recai Ergün, Serap Atik, Dilek Ergün, Fikret Kanat
doi: 10.5505/respircase.2021.61224  Pages 198 - 201
Dapson genellikle iyi tolere edilmesine rağmen hematolojik yan etkiler gösterebilmektedir. Methemoglobinemi ender görülen bir klinik durum olmasına karşın, zamanında ve uygun tedavi edilmediği takdirde ölüme neden olabilir. Yirmi bir yaşında erkek hasta nefes darlığı nedeni ile polikliniğimize başvurdu. Oda havasında ölçülen okijen saturasyonu %88 idi. Öykü, fizik muayene ve tetkiklerinde nefes darlığını açıklayacak bulgu yoktu. Arter kan gazında methemoglobin düzeyi yüksek (Fmethb: 10,6) olarak saptandı. Dispne ve hipoksi bulguları olan hastada ayrıntılı anamnezde IG A Dermatitine bağlı dapson kullanımı olduğu öğrenildi. IG A dermatiti nedeniyle dapson kullanan ve dispne ile başvuran genç hastada hipoksemi ve methemoglobineminin nadir nedenlerinden olan dapson kullanımını akla getirmek adına bu olguyu sunuyoruz.
Dapson, although generally well tolerated, can lead to hematological side effects. Although methemoglobinemia is a rare clinical condition, it can culminate in death if not treated in a timely and appropriate manner. A 21-year-old male patient presented to our outpatient clinic with shortness of breath, with oxygen saturation in ambient air measured by pulse oximetry at 88%. His initial medical history and physical examination were unremarkable for possible causes of dyspnea, while arterial blood gas measurements revealed methemoglobin elevation (Fmethb: 10.6). Detailed history revealed that dyspnea with subsequent hypoxia had started after dapsone treatment due to IgA dermatitis. We present this case report to highlight the possible role of dapsone as a rare cause of hypoxemia and methemoglobinemia, as exemplified in this young patient undergoing dapsone treatment for IgA dermatitis in which dyspnea was the initial symptom.

10.Spontaneous Pneumomediastinum without Pneumothorax in Non-ventilated COVID-19 Pneumonia: A Case Report
Salvatore Greco, Enrico Giorgini, Gaetano Lo Coco, Nicoletta Giacalone, Paola Sambo, Maria Teresa Milite, Giovanni Magalotti, Arianna Lanzi, Elena Magnani, Rosanna DAmbrosio, Elisa Paolucci, Luca Montaguti
doi: 10.5505/respircase.2021.68916  Pages 202 - 207
Spontan pnömomediastinum (SPM) korona virüs (COVID-19) hastalığının nadir kompli-kasyonları arasında bulunmaktadır. Genel-likle invazif / non-invazif ventilasyon veya yüksek akışlı oksijen tedavisi alan ve hastalı-ğı ağır şekilde geçirmekte olan hastalarda görülür. Ventilasyon kullanılmayan COVID-19 hastalarında çok düşük oranda SPM tes-pit edilmektedir. Ancak SPM gelişmesinin altında yatan nedenler hala tam olarak anlaşılmamıştır. Bu makalede 65 yaşında, klinik olarak kardiyovasküler veya pulmoner hastalık geçmişi olmayan, hastaneye yatı-şından sonraki birkaç gün içinde SPM geli-şen bir olguyu sunmaktayız. Toraks BT-anjiyografisinde SPM tespit edilmiş olup yük-sek akımlı oksijen tedavisi kullanmamıştır.
Spontaneous pneumomediastinum (SPM) is among the rare complications of Corona-virus Disease-19 (COVID-19) and usually in-volves patients with a severe form of disease who are undergoing treatment with invasive/noninvasive ventilation or high-flow oxygen therapy. A very low percent-age of SPM cases are detected in non-ventilated COVID-patients, the underlying causes of which are still to be understood. We report here on the case of a 65-year-old patient with no clinical history of cardiovascular or pulmonary disease who developed SPM within a few days following hospital admission. SPM was detected on chest CT-angiography, and was unrelated to high-flow oxygen treatment.

11.Spontaneous Pneumomediastinum in an Asymptomatic COVID-19 Patient
Mehmet Veysel Coşkun, Selma Karaahmetoğlu, Sinem Karaoğlu, Sema Nur Arasan, Merve Öztürk
doi: 10.5505/respircase.2021.08769  Pages 208 - 211
Spontan pnömomediastinum, COVID-19 hastalarında nadir görülen ve hayatı tehdit eden komplikasyonlardan biridir. Literatürde az sayıda COVID-19'a bağlı spontan pnömomediastinum bildirimi bulunmakla birlikte, bu olgular daha çok orta ve şiddetli derecede COVID-19 hastalığı nedeni ile yoğun bakım ünitelerinde veya COVID-19 kliniklerinde bir süredir takip edilen hastalardır. Burada, bilinen dahili hastalığı olmayan asemptomatik bir COVID-19 hastasında gelişen spontan pnömomediastinum olgusunu sunduk.
Spontaneous pneumomediastinum is a rare and life-threatening complication in patients with COVID-19. Although there are a few reports of spontaneous pneumomediastinum related to COVID-19 in literature, most involve patients who have been followed up in intensive care units (ICUs) or COVID-19 clinics for a period due to mild to severe COVID-19 disease. We present here a case of spontaneous pneumomediastinum that developed in an asymptomatic COVID-19 patient with no medical history.

12.Simultaneous Bilateral Spontaneous Pneumothorax with COVID-19 Pneumonia
Pelin Erdizci, Mustafa Akyıl, Serkan Bayram, Ozan Kaya, Serdar Evman, Volkan Baysungur
doi: 10.5505/respircase.2021.27879  Pages 212 - 215
COVID-19, tüm dünyayı etkileyen bir salgın haline geldi. İlk olgular tespit edildiğinden beri, pnömotoraks nadir görülen bir olası komplikasyon olarak kabul edildi. Mekanik ventilasyon uygulanan hastalarda yüksek basınç nedeni ile pnömotoraks gelişebildiği bilinmektedir. Kronik akciğer hastalığı öyküsü olmayan ve mekanik ventilasyon uygulanmayan, COVID-19 pnömonisi ile birlikte simultane bilateral spontan pnömotoraks tespit ettiğimiz olgumuzu sunuyoruz.
The declared COVID-19 pandemic has come to affect the entire world. Ever since the first cases were detected, pneumothorax has been considered a rare but possible complication, and may develop in patients under mechanical ventilation due to high pressure. We present here a case of simultaneous bilateral spontaneous pneumothorax with COVID-19 pneumonia with no history of chronic lung disease and no mechanical ventilation.

13.Effect of High-Flow Nasal Oxygen Therapy on Tracheobronchial Mucosa in COVID-19 Cases
Melahat Uzel Şener, Semih Aydemir, Ayperi Ozturk
doi: 10.5505/respircase.2021.35119  Pages 216 - 219
COVID-19 pandemisinde birçok hastada solunum yetmezliği gelişir ve yüksek akımlı nazal oksijen tedavisi (HFNO) sıklıkla tercih edilen bir tedavi yöntemidir. Yoğun bakım ünitesinde HFNO ile izlenen üç COVID-19 hastasına fiberoptik bronkoskopi uyguladık. Her iki hastada da, trakeobronşiyal sistem mukozasının tamamında yaygın hiperemi, hiperpigmentasyon ve mukozal hasar ile birlikte yanmış/hasarlı bir mukoza tespit edildi. Uzun vadeli etkileri bilinmemektedir. Bu yazıda HFNO sonrası gelişen mukozal hasara dikkat çekmek istiyoruz. COVID-19 hastalarında ventilasyon desteğine karar verirken bu etkilerin dikkate alınması uygun olacaktır.
In the ongoing COVID-19 pandemic, several patients have experienced respiratory failure, for which high-flow nasal oxygen therapy (HFNO) is a frequently preferred treatment modality. In the present study, three COVID-19 patients being followed up with HFNO in the intensive care unit underwent fiberoptic bronchoscopy, and a burned/wounded mucosa with widespread hyperemia, hyperpigmentation and mucosal damage throughout the entire tracheobronchial system mucosa was detected in all cases, the long-term effects of which are unknown. Herein, we aim to draw attention to the possible development of mucosal damage after HFNO, which should be kept in mind during the provision of ventilation support to COVID-19 patients.

14.A Case with Avascular Bone Necrosis Developing as a Complication of COVID-19 Treatment
İlker Yılmam, Bilkay Serez Kaya, Ebru Çakır Edis, Fethi Emre Ustabaşıoğlu, Cem Çopuroğlu
doi: 10.5505/respircase.2021.26680  Pages 220 - 223
COVID-19 hastalığı ile ilgili bilgilerimiz ve deneyimlerimiz arttıkça tedavi yaklaşımlarımız da değişebilmektedir. COVID-19 hastalığına bağlı olarak solunum yetmezliği gelişmiş olan hastalarda sistemik glukokortikoidler ile hastalık tablosu daha iyi kontrol altına alınabilmekte ve mortalite oranları ile hastane yatış süreleri de azalmaktadır. Özellikle organize pnömoni gelişmiş olgularda steroid tedavisi uzun süreli olabilmekte ve hastalar idame tedavisi ile taburcu olabilmektedirler. Bununla beraber, hastalarda glukokortikoid kullanımına bağlı olarak postcovid dönemde komplikasyonlar da görebilmekteyiz. Daha çok bakteriyel ve mantara bağlı akciğer enfeksiyonları görülürken, glukokortikoidlerin diğer bir yan etkisi de kemik metabolizması üzerine olan olumsuz etkileridir. Burada, COVID-19 nedeni ile uzun süreli steroid kullanımı sonucu avasküler kemik nekrozu gelişen olguyu sunduk.
As our knowledge and experience of COVID-19 increases, our treatment approaches may change. For patients with respiratory failure due to COVID-19 disease, the disease table can be better controlled with systemic glucocorticoids, and mortality rates and hospitalization periods can also be reduced. Steroid therapy can be applied for the long-term, especially in cases with organized pneumonia, and patients can be discharged from hospital with maintenance treatment. Complications have been noted in patients in the post-COVID period resulting from the use of glucocorticoids. While mostly bacterial and fungal lung infections are seen, another side-effect of glucocorticoids is their negative effect on bone metabolism. We present here a case in which avascular bone necrosis developed as a result of long-term steroid use for the treatment of COVID-19.

15.Author Index

Pages 224 - 225
Abstract |Full Text PDF

16.Reviewer Index

Page 226
Abstract |Full Text PDF

LookUs & Online Makale