e-ISSN 2147-2475
Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 2 (3)
Volume: 2  Issue: 3 - October 2013

COVER
1.Cover

Page I

EDITORIAL BOARD
2.Editorial Board

Page II

CASE REPORT
3.Kikuchi Fujimoto Disease: A Case Study
Ayşe Baha, Nurdan Köktürk, Haluk Türktaş, Nalan Akyürek, Numan Ekim
doi: 10.5505/respircase.2013.65365  Pages 89 - 94
Nekrotizan Histiositik Lenfadenit olarak da bilinen Kikuchi Fujimoto Hastalığı (KFH) özellikle 30 yaşından genç kadınlarda görülen, multipl servikal lenfadenopati ve yüksek ateş ile seyreden, kendini sınırlayan ve 1-4 ayda gerileyen bir klinik tablodur. Sistemik lupus eritamatozis (SLE) ile birlikteliği sık olarak bildirilir. Bu makalede yüksek ateş ve öksürük şikayetleri ile tarafımıza başvuran ve posteroanterior akciğer grafisinde infiltrasyonlar saptanması üzerine pnömoni ön tanısı ile kliniğimizde takip edilen, fizik muayenede saptanan servikal lenfadenopati biyopsisinde Kikuchi Lenfadeniti saptanan ve romatoloji kliniğince Sjögren Sendromu tanısı konan 51 yaşında kadın hasta sunulmuştur. Hastalığın daha ileri yaşta saptanması, SLE yerine Sjögren Sendromu ve Sjögren Sendromu akciğer tutulumu ile birlikte olması gibi özellikli bulgular nedeniyle bu olgu sunulmaya değer bulunmuştur.
Kikuchi Fujimoto Disease (KFD), also known as Necrotizing Histiocytic Lymphadenitis (LAPs), is a clinical entity, which is particularly seen in young women younger than 30 years of age. The disease has a self-limited course that characterized with high fever and multiple lymphadenitis, which resolve within 1 to 4 months. The disease is reported as it is mostly seen in Systemic Lupus Erythematosus (SLE) patients. This study presented a 51-year-old female patient admitted to our clinic with symptoms of fever and cough. The physical examination revealed multiple cervical LAPs and the chest x-ray revealed multilobar infiltration. An excised biopsy of a cervical lymph node revealed the diagnosis of Kikuchi Lymphadenitis. The patient was then diagnosed with Sjögren’s Syndrome and its lung involvement with the appropriate serological markers and clinical picture. Herein, this report was presented to demonstrate that KFD may occur in older ages with Sjögren’s Syndrome and its interstitial lung instead of SLE.

4.Desquamative Interstitial Pneumonia Presenting With Clubbing
Tayfun Çalışkan, İsmail Yılmaz, Mehmet İncedayı, Tuncer Özkısa, Yasin Uyar, Faruk Çiftçi, Oğuzhan Okutan, Zafer Kartaloğlu
doi: 10.5505/respircase.2013.41636  Pages 95 - 100
Deskuamatif interstisyel pnömoni (DİP), nadir idiyopatik interstisyel pnömonilerden biridir. DİP, interstisyel inflamasyon ve/veya fibrozis ile ilişkili, alveolar boşluklar içinde büyük miktarlarda makrofaj birikim ile karakterizedir. DİP, esas olarak sigara içme hikayesi olan üçüncü veya beşinci dekattaki erkekleri etkiler. DİP, genellikle kronik ilerleyici nefes darlığı ve öksürük ile kendini göstermektedir. Çomak parmak DİP’de zaman zaman görülür. Kortikosteroidler tedavinin temelini oluşturur. Biz, çomak parmak şikayeti ile ileri tetkik amaçlı hastaneye başvuran 38 yaşında bir erkek olguyu sunduk. Torakoskopik akciğer biyopsisi ile DİP ile uyumlu bulgular saptandı. Sistemik kortikosteroidler ile tedavi ve sigara bıraktırılması hastalığın iyileşmesini sağladı.
Desquamative interstitial pneumonia (DIP) is one of the rarest of the idiopathic interstitial pneumonias. It is characterized by the accumulation of macrophages in large numbers in the alveolar spaces associated with interstitial inflammation and/or fibrosis. It mainly affects men in their third or fifth decade of life who have a history of smoking. DIP usually presents with chronic, progressive dyspnea and cough. Clubbing is occasionally present in DIP. Corticosteroids are the mainstay of therapy. The current study reports the case of a 38-year-old man admitted to the hospital for further diagnosis of clubbing. The thoracoscopic lung biopsy specimens showed findings compatible with DIP. Treatment with systemic corticosteroids and smoking cessation resulted in disease improvement.

5.Gastric involvement in a case with sarcoidosis
Elif TANRIVERDİO, Ayşegül Karalezli, Habibe Hezer, Aykut Onursever, Hatice Canan Hasanoğlu
doi: 10.5505/respircase.2013.97269  Pages 101 - 105
Sarkoidozda gastrointestinal sistem (GİS) tutulumu nadirdir. GİS’de en sık tutulum yeri mide olup antrum tutulumu daha sıktır. GİS sarkoidozu pulmoner sarkoidozun bir parçası olabileceği gibi tek başına da olabilir. En sık semptomlar epigastrik ağrı ve bulantıdır. Tanı mide endoskopisi sırasında alınan mukozal biyopsilerde nonkazeifiye granülomların görülmesiyle konur. Kliniğimizde daha önce sarkoidoz tanısı konulan, ilaçsız takip edilen ve dispeptik yakınmaları nedeniyle yapılan GİS endoskopisi sonucu tanı alan, steroid tedavisine iyi yanıt veren mide sarkoidozu hastası sunuldu.
Sarcoidosis of the gastrointestinal system (GIS) is rare. The stomach, frequently the antrum, is the primary affected organ in GIS. Gastric sarcoidosis may occur as a feature of pulmonary sarcoidosis or as an isolated case. The most common symptoms are epigastric pain and nausea. The diagnosis is dependent on the demonstration of noncaseating granulomas by endoscopic mucosal biopsies. The current study presents a patient who was followed by pulmonary sarcoidosis without therapy and was diagnosed with gastric sarcoidosis by GIS endoscopy.

6.Pulmonary Langerhans cell histiocytosis X: an analysis of four cases
Pınar Yıldız Gülhan, Aydanur Ekici, Emel Bulcun, Mehmet Savaş Ekici
doi: 10.5505/respircase.2013.70298  Pages 106 - 111
Pulmoner langerhans hücreli histiositozis (PLHH) X langerhans hücreli histiositozisin alt grubu olup akciğerlerde langerhans hücre infiltrasyonunun görüldüğü nedeni bilinmeyen bir interstisiyel akciğer hastalığıdır. Klinik spektrumu non-prodüktif öksürük, nefes darlığından spontan pnömotoraksa kadar çok geniş olup olguların % 90'ından fazlası sigara içicisidir. Yüksek çözünürlüklü bilgisayar tomografide (YÇBT) üst ve orta zonlarda retikülonodüler ve kistik görünümlerin olması karakteristiktir. PLHH nadir görülen bir hastalıktır, genç, sigara içen ve spontan pnömotoraks nedeniyle başvuran hastalarda akla gelmelidir. Nadir görülen bir hastalık olması nedeniyle takip ettiğimiz 4 olguyu literatüre katmak amacıyla sunduk.
Pulmonary Langerhans Cell Histiocytosis (PLCH) X, which is a subgroup of Langerhans Cell Histioycytosis, is an idiopathic interstitial lung disease in which Langerhans cell infiltration is seen in the lung. PLCH X has a wide spectrum of symptoms from nonproductive cough and dyspnea to spontaneous pneumothorax, and more than 90 % patients who have these diseases are smokers. Reticular and cystic patterns were observed on the upper and middle lung lobes at high resolution computed tomography. PLCH X is a rare disease, and should be considered in patients who are younger, smokers, and patients who apply to the hospital by presenting with spontaneous pneumothorax. To contribute to the literature, four cases, which were followed, are presented, as it is a rare disease.

7.Reversed halo sign in hypersensitivity pneumonia: a diagnostic difficulty
Ruken Yüksekkaya, Fatih Çelikyay, Ayşe Yılmaz, Handan İnönü, Doğan Köseoğlu, Recep Sade
doi: 10.5505/respircase.2013.80299  Pages 112 - 116
Burada yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi incelemede tam ya da tama yakın bir halkasal konsolidasyon alanı ile çevrelenmiş buzlu cam alanı odakları yani ters halo işareti şeklinde kendini gösteren ve histolojik olarak hipersensitivite pnömonisi almış bir olguyu sunduk. Hipersensitivite pnömonisi ve yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografide ters halo işareti arasındaki ilişki literaturde bu güne kadar tanımlanmamıştır.
Herein is a case of histologically proven hypersensitivity pneumonia in a patient who presented initially with a focal, rounded area of ground glass opacity surrounded by a complete or nearly complete ring of consolidation known as reversed halo sign on high resolution computed tomography. To the best of our knowledge, this association has not been previously described.

8.Amebic abscess opening to the thoracic cavity‏
Fatih Meteroğlu, Bülent Öztürk, Serdar Monis
doi: 10.5505/respircase.2013.63308  Pages 117 - 120
Plevrapulmoner amebiyazis, amebiyazisin ender rastlanan bir komplikasyonudur. Plevrapulmoner komplikasyonlar genellikle karaciğerde amip apsesi olan hastalarda ortaya çıkar. Sağ yan ağrısı ve yüksek ateş yakınması ile başvuran; plevral sıvı etyolojisini araştırdığımız olguda, tüp torakostomi uygulandı ve koyu kahverenginde yaklaşık 1500 cc sıvı boşaltıldı. Aspirasyon örneğinde amip trofozoidlerinin görülmesi üzerine çok nadir görülen bu olguyu literatür eşliğinde sunmayı amaçladık.
Pleuropulmonary amebiasis is not a common complication of amebiasis. Pleuropulmonary complications usually occur in patients with amebic abscess of the liver. Tube thoracostomy was carried out and 1500 cc dark brown fluid was discharged in a patient presenting with lateral pleuritic chest pain and high fever, in which we investigated the etiology of pleural fluid accumulation. The current study presents a case in which amoebic trophozoites were seen.

9.Surgical Treatment and Postoperative Course of Late-onset Bochdalek Hernia
İsa Döngel, Levent Duman, Rasih Yazkan, Hasan Ekrem Camaş, Mahmut Bülbül
doi: 10.5505/respircase.2013.83803  Pages 121 - 125
Bochdalek hernisi diyaframdaki posterolateral defektten abdominal organların toraks boşluğuna girmesi sonucu gelişen doğumsal bir hastalıktır. Gebeliğin 8. haftasında plöroperitoneal membranın septum transversum ile füzyonundaki bozukluk sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Defekt %70-90 sol taraftadır. Olguların çoğunluğu doğduktan sonra solunum sıkıntısı ile klinik bulgu verir ve erişkin yaşa kadar semptomsuz seyir göstermesi oldukça nadir bir durumdur. Bu yazıda, yirmi yaşında nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikâyetleriyle kliniğimize gelen ve yapılan tetkiklerinde Bochdalek hernisi tanısı alan hastanın cerrahisi ve sonrası takibinin anlatıldığı bir olgu sunulmaktadır.
A Bochdalek hernia is a congenital malformation characterized by a defect in the posterolateral diaphragm, in which the abdominal viscera migrate into the chest. It is thought to be the result of a fusion defect between the pleuroperitoneal fold and the septum transversum in the eighth week of gestation. Left-sided lesions account for 70-90% of the cases. The majority of these patients that present with respiratory distress after delivery, and progress asymptomatically until adulthood are extremely rare clinical entities. The current study reports a case of a 20-year-old male with a Bochdalek hernia, who presented with complaints of respiratory distress and left chest pain, and provides information about the surgical procedure and post-operative follow-up of the patient.

10.An Isolated Skeletal Muscle Metastasis From Lung Adenocarcinoma
Aziz Gümüş, Servet Kayhan, Halit Çınarka, İsmail Saygın, Ünal Şahin
doi: 10.5505/respircase.2013.02419  Pages 126 - 129
Akciğer kanseri dünyadaki en önemli ölüm nedenleri arasında yer almakta olup tedavi seçenekleri ve tanı tekniklerindeki gelişmelere rağmen mortalite oranları halen yüksektir.
Burada,akciğer adenokarsinomu tanısı olan 80 yaşındaki bir erkek hastayı sunuyoruz. Hastaya sol alt lobektomi ve kemoterapi uygulandı. Tedaviden 12 ay sonra, primer akciğer adenokarsinomundan kaynaklanan, sol semitendinöz ve semimembranöz kaslarda izole bir çizgili kas metastazı saptandı. Hastaya metastazektomi ve kemoradyoterapiden oluşan tedavi kombinasyonu uygulandıktan 18 ay sonra, herhangi yeni bir metastaz bulgusu olmaksızın yaşamaktadır.
Lung cancer is one of the leading causes of cancer deaths worldwide and despite advances in treatment and diagnostic techniques, the mortality rates remain high. We report here an 80-year-old male patient with lung adenocarcinoma. The patient underwent a lower left lobectomy and chemotherapy. After 12 months, an isolated skeletal muscle metastasis from a primary lung adenocarcinoma in the left semitendinosus and semimembranosus muscles was detected. The patient is alive without any signs of new metastases after 18 months from the completion of combination therapy consisting of metastasectomy and chemoradiotherapy.

11.A case of locally advanced non-small cell lung cancer with an unusual decision of treatment, the result of treatment and course
Evrim Eylem Akpınar, Derya Hoşgün, Meral Gülhan
doi: 10.5505/respircase.2013.74946  Pages 130 - 134
Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tüm akciğer kanserli olguların % 85’inden fazlasını oluşturur. Bu olguların yaklaşık üçte biri lokal ileri evre olgulardır. Bu evredeki olgular çok heterojen bir gruptur ve bu nedenle tedavi planlaması daha zor ve özelliklidir. Bu olgularda genel tedavi yaklaşımı kemoradyoterapi olmakla beraber, tedavi kararı olgu bazında dikkatle ele alınmalıdır. Pemetreksed, timidilat sentazın ve diğer folat bağımlı enzimlerin potent inhibitörü olan sitotoksik bir ajandır. Nonskuamoz KHDAK’de, faz III çalışmalarla, önce ikinci daha sonra birinci basamak ve son olarak da idame tedavide etkinliği gösterilmiştir. Bu makalede, adenokarsinom hücre tipine sahip, klinik evresi IIIA3 olarak belirlenen, multipl komorbiditeleri olan, bu nedenle tedavi planlaması başlangıçta ve progresyonda güçlükler taşıyan, buna karşın tanı konduktan sonra 4 yıl geçmesine rağmen halen metabolik tam yanıtta olan bir KHDAK olgusu sunulmuştur. Tedavisi standart olmayan lokal ileri evre olgularda tedavi yaklaşımı gözden geçirilmiş ve ikinci basamakda pemetreksed tedavisine uzun süreli metabolik tam yanıt vurgulanmıştır.
Non-small cell lung cancer (NSCLC) constitutes 85% of lung cancer. One-third of these cases are locally advanced. The patients who in this stage are heterogeneous, and thus their plan of treatment is unique. Although standard treatment is combined chemoradiotherapy in these patients, the decision of treatment should be evaluated carefully for each patient. Pemetrexed is a cytotoxic agent, potent inhibitor of thymidylate synthetase and other folate-dependent enzymes. Phase III studies showed its effectiveness in the first and second line treatment of non-squamous NSCLC. In this report, a case of NSCLC with adenocarcinoma subtype who staged clinically as stage IIIA3 and had multiple co-morbidities was presented. For this reason, his initial treatment plan and treatment in progression resulted in difficulties. Nevertheless, the patient has maintained complete metabolic response after four years. The treatment approach to this group of patients was overviewed and long-term and complete response to pemetrexed in second-line treatment was emphasized.

12.A rare solitary pulmonary nodule: clear cell carcinoma
Ceyda Mahleç Anar, Tuba İnal, İpek Ünsal, Ahmet Üçvet, Sülün Ermete, Hüseyin Halilçolar
doi: 10.5505/respircase.2013.57966  Pages 135 - 138
Akciğer berrak hücreli tümörü nadir bir benign tümördür. Akciğer grafisinde pulmoner nodül saptanan 60 yaşında erkek hastayı burada sunduk. Akciğer bilgisayarlı tomografisi (BT)’nde sol akciğer üst lob anterior segmentte lokalize 2x2x1,5 cm çapında soliter nodül saptandı. Hastaya lobektomi uygulandı. Patoloji incelemesinde berrak sitoplazmalı poligonal hücreler izlendi ve tümör hücreleri HMB-45 ve NSE pozitif boyandı. Tüm vücut PET/CT incelemesinde renal hastalığa rastlanılmadı. Bu olgu clear cell carcinoma olarak soliter pulmoner nodülün çok nadir örneğini göstermektedir. Hasta operasyondan 3 yıl sonra rekürens ya da metastaz göstermemiştir.
Clear cell tumor of the lung is a rare benign tumor. The current study presents the case of a 60-year-old man who had an abnormal pulmonary nodule at chest x-ray. A computed tomography (CT) scan of the patient’s lung showed a 2x2x1.5 cm solitary nodule in the anterior segment of the left upper lobe. The patient underwent a lobectomy for the tumor. The pathologic examination revealed sheets of large round or polygonal cells with clear cytoplasm and immunoreactive positivity for HMB-45 and NSE. Investigation with PET/CT scan showed no evidence of renal disease. This case provides a very rare example of a solitary pulmonary nodule as clear cell carcinoma. The patient showed no evidence of recurrence or metastasis after three years postoperatively.

13.A Case of H1N1 Pneumonia with Alveolar Hemorrhage that Resolved Rapidly with Steroid Therapy
Ayşegül Şentürk, Elif Babaoğlu, Gökhan Aykun, Ayşegül Karalezli, Filiz Çulfacı Karasu, H. Canan Hasanoğlu
doi: 10.5505/respircase.2013.36855  Pages 139 - 142
H1N1 enfeksiyonları, tüm dünyada önemli oranda mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Olgumuz 36 yaşındaki bayan hasta taşikardi ve dispne nedeniyle acile servise başvurmuştur. Bilateral viral pnömoni nedeniyle serviste takip edilmiş ve çok kısa sürede durumu ağırlaştığı için yoğun bakıma alınmıştır. Boğaz sürüntüsü H1N1 ile uyumlu gelmiştir. Yoğun antiviral ve antibiyotik tedavisine rağmen düzelmeyen hastaya yapılan bronkoskopide yaygın hiperemi sağ alt lobdan hemoraji olduğu saptanmıştır. Hastaya 60 mg/gün prednizolon tedavisi başlanmış, tedavinin 3. gününde ekstübe olmuş ve genel durumu düzelmiştir. Steroid tedavisinin alveolar hemoraji ile birliktelik gösteren viral pnömonilerde kısa sürede düzelme sağladığının gösterilmesi amacıyla bu olgu sunulmuştur.
H1N1 infections have high mortality and morbidity around the world. Our case is 36 years old woman, was admitted to emergency service with tachycardia and dyspnea. Then she was transferred to the chest disease clinic with bilateral pneumonia. But in a few hours she was taken to intensive care unit for close follow-up and intubation. Her nasopharyngeal swabs were found positive for H1N1. She didn’t improve despite anti-viral and antibiotics. Fiberoptic bronchoscopy was applied, diffuse hyperemia and hemorrhage from right lower lobe was seen. 60 mg/day prednisolone was started and at the third day of treatment she was extubated and her vital signs became better. This case shows that steroid therapy makes rapid improvement at H1N1 pneumonia patients with alveolar hemorrhage.

14.Familial Mediterranean Fever is a rare cause of recurrent pleural effusion
Savas Ozsu, Neslihan Ozcelik, Yilmaz Bulbul
doi: 10.5505/respircase.2013.36349  Pages 143 - 146
Plevral effüzyon sık görülen önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Eksuda ayrımı klinisyenler için sorun oluşturmakta ve bazı hastalarda ileri incelemelere rağmen %5-25 oranında tanı konulamamaktadır. Ailesel Akdeniz ateşi (AAA) tekrarlayan ateş ve sistemik bulgularla karakterize, genellikle etnik gruplarda görülen otozomal resesif geçiş gösteren otoinflamatuar genetik orjinli gösteren bir hastalıktır. Pulmoner hemoraji, infarkt ve infiltrasyon FMF’in önemli pulmoner komplikasyonlardadır. İlk AAA atağının tek başına plörezi olarak ortaya çıkma oranı < %10'dur. Bu yazıda tekrarlayan plevral effüzyonla başvuran ve izole pulmoner tutulumu olan 70 yaşında FMF tanısı konulan bir olgu sunulmuştur.
Pleural effusion is a common condition and considered as an important clinical problem. The exudates remain a challenge for clinicians and 5-25% of the patients remain undiagnosed despite thorough investigations. Familial Mediterranean Fever (FMF) is an auto-inflammatory disorder with genetic origin showing an autosomal recessive inheritance pattern generally seen in certain ethnic groups characterized by recurrent fever and systemic findings. Exudative pleuritis has been reported as the solitary manifestation of the first FMF attack, in < 10% of patients. This case study describes a 70-year-old man with recurrent episodes of exudative pleuritis associated with pleuritic pain. After treatment with colchicine, 1.5 mg/d eliminated FMF attacks.

15.Primary Pleural Hydatid Disease
Gülbanu Horzum Ekinci, Osman Hacıömeroğlu, Esra Akkütük Öngel, Murat Kavas, Adnan Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2013.70288  Pages 147 - 149
Otuziki yaşında erkek hasta 15 gündür devam eden sol plöretik ağrı ve terleme yakınmaları ile kliniğimize başvurdu. Göğüs grafisi solda plörezi saptandı. Plevral sıvı eksuda özelliğindeydi. Videotorakoskopik incelemede sol kostodiafragmatik sulkusta 4x1.5 cm boyutunda sarımsı renkte lezyon saptandı. Kitle plevradan total olarak çıkartıldı. Patolojik tanı plevrada hidatik kist idi.
A 32-year-old man was admitted to our clinic with complaints of left pleuritic pain and sweating persisting for 15 days. The chest x-ray revealed left pleural effusion. Pleural fluid was exudate. During videothoracoscopic exploration, a pleural, yellowish 4 x 1.5 cm mass lesion was observed around the left costodiaphragmatic sulcus. The mass was totally removed from the pleura. Pathologic diagnosis of the lesion was a hydatid cyst in the pleura.

16.Metastasis to Pleura of Malignant Trichilemmal Tumor
Ozgur Katrancioglu, Yucel Akkas, Ebru Atasever Akkas, Ruhiye Cevit, Saadettin Kilickap
doi: 10.5505/respircase.2013.81300  Pages 150 - 153
Prolifere trikilemmal tümör saç folikülünün dış tabakasından kaynaklanan, %90’ı saçlı deride, çoğunlukla ileri yaştaki kadınlarda olan nadir bir cilt lezyonudur. Bu lezyonlar benign olmasına rağmen malign karakterde olabildiği gibi nadiren lokal rekürrensleri ve metastazları olabilir. Üç yıl önce frontal bölgeden komplet malign trikilemmal tümör eksizyonu yapılan 62 yaşında bayan hastadaki plevra metastazı olgusu nadir olduğundan dolayı literatür bilgileri eşliğinde sunuldu.
Proliferating trichilemmal tumor arises from the outer layer of the hair follicle and 90% of lesions originate from scalp. They are usually rare skin lesions in elderly women. Although these lesions are benign, local recurrences and metastases are rare, as malignancy may be possible. Three years ago, the complete excision of malignant trichilemmal tumors from the frontal region tumor with malignant pleural metastasis was reported in the case of 62-year-old female patient that presented with a review of the literature due to its rarity.

17.A Case Report of Obstructive Sleep Apnea Syndrome Admitted To the Hospital with Chronic Cough
Selvi Aşker, Müntecep Aşker
doi: 10.5505/respircase.2013.09709  Pages 154 - 157
Obstrüktif uyku apne sendromu uyku sırasında tekrarlayan üst solunum yolu obstrüksiyonu epizotları ile karekterize bir sendromdur. Uykuda üst solunum yolu açıklığı inspiryum esnasında faringeal lümen içinde oluşan negatif basıncın kollabe edici etkisi ile üst solunum yolunu açık tutmaya çalışan güçlerin dengesine bağlıdır. Obstrüktif uyku apne sendromunun öksürük semptomu ile birlikte görülmesi nadir rastlanan bir durumdur. Bu iki tablonun bir arada bulunması ise hem uykuda, hem uyanıklıkta solunum sıkıntısının daha fazla hissedilmesine neden olmaktadır. Tedavi edilemeyen kronik öksürük vakalarında obstruktif uyku apne sendromu düşünülmelidir. Bu çalışmada uygun tedaviye rağmen klinik düzelme sağlanamayan ve polisomnografide rem ilişkili obstrüktif uyku apnesi saptanan bir kronik öksürük olgusu sunulmaktadır.
Obstructive Sleep Apnea Syndrome is characterized by recurrent upper respiratory tract obstruction episodes during sleep. The aperture of the upper respiratory tract during sleep depends on the equilibrium between the collapsing effect of the negative pressure that occurs within the pharyngeal lumen during inspiration, and the powers that maintain the aperture of the upper respiratory tract. Obstructive sleep apnea syndrome with chronic cough is a rare situation. These two symptoms together make the patient feel more dyspneic both in sleep and awake states. In cases of incurable cough, obstructive sleep apnea syndrome should be considered. The current study presents a case of chronic cough, which was not cured despite appropriate treatment and displayed REM-induced sleep apnea in polysomnography.

LETTER TO EDITOR
18.Iatrogenic bilateral pneumothorax after acupuncture
Murat Öncel, Bekir Tezcan, Güven Sadi Sunam
doi: 10.5505/respircase.2013.55265  Pages 158 - 159
ÖZET YOK (Editöre Mektup olduğu için)
No Abstract.

AUTHOR INDEX
19.Author Index

Pages 160 - 161
Abstract | Full Text PDF

REVIEWER INDEX
20.Rewiever Index

Page 162
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale