e-ISSN 2147-2475
Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 1 (2)
Volume: 1  Issue: 2 - June 2012

COVER
1.Cover

Page I

EDITORIAL
2.What to consider when preparing a case report
Zafer Kartaloğlu, Oğuzhan Okutan
doi: 10.5505/respircase.2012.29591  Pages 24 - 25
Abstract | Full Text PDF

CASE REPORT
3.Carbamazepine-Induced Lymphocytic Interstitial Pneumonitis
Ebru Damadoğlu, Cüneyt Saltürk, Ebru Sulu, Sevda Gökceer, Huriye Berk Takır, Leyla Yağcı Tuncer, Adnan Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2012.02486  Pages 26 - 28
Yirmi yedi yaşında erkek hasta öksürük, balgam çıkarma, nefes darlığı ve kilo kaybı yakınmaları ile başvurdu. Arka-ön akciğer grafisi bilatera, yaygın retikülonodüler infiltrasyon gösteriyordu. Hasta geçmişte tüberküloz tanısı ile tedavi almıştı ve epilepsi nedeniyle 8 yıldır karbamazepin kullanıyordu. Üç balgam örneği aside dirençli basil açısından negatif idi. Solunum fonksiyon testinde FVC 2.35L (% 51), FEV1 2.12 L (% 54), FEV1/FVC % 90, DLCO % 39 ve DLCO/VA % 75 bulundu. Fiberoptik bronkoskopi normal idi. Transbronşiyal akciğer biyopsisi ve bronşiyal lavaj tanısal değildi. Sağ mini torakotomi ile açık akciğer biyopsisi yapıldı. Patolojik inceleme lenfositik interstisyel pnömoni olarak bildirildi. Nöroloji konsültasyonu sonrası karbamazepin kesildi. İki ay sonra hasta klinik ve fonksiyonel olarak iyi idi. Toraks bilgisayarlı tomografi normal olarak değerlendirildi. Hasta karbamazepine bağlı lenfositik interstisyel pnömoni olarak kabul edildi.
A twenty-seven-year-old male was admitted with cough, sputum production, dyspnea and weight loss. Postero-anterior chest x-ray showed bilateral, diffuse reticulonoduler infiltration. He had received tuberculosis treatment in the past and he had been on carbamazepine for 8 years for a seizure disorder. Three sputum smear examinations for acid-fast bacilli were negative. Pulmonary function tests revealed FVC of 2.35L (51 %), FEV1 of 2.12 L (54 %), FEV1/FVC of 90 %, DLCO of 39 % and DLCO/VA of 75 %. Fiberoptic bronchoscopy was normal. Transbronchial lung biopsy and bronchial washing were nondiagnostic. Right mini-thoracotomy and open lung biopsy were performed. Pathologic examination revealed diagnosis of lymphocytic interstitial pneumonitis. Carbamazepine was withdrawn after neurological consultation. The patient was clinically and functionally well two months later. Computed tomography of the thorax was completely normal. The patient was consideredto be compatible with carbamazepine-induced lymphocytic interstitial pneumonitis.

4.Yellow Nail Syndrome
Veli Cetinsu
doi: 10.5505/respircase.2012.77487  Pages 29 - 32
Sarı tırnak sendromu, tırnaklarda sarı renk değişikliği, plevral sıvı, bronşektazi, sinüzit ve lenfödemle karakterize nadir bir sendromdur. Etyolojisi bilinmemektedir. Genel kabul edilen görüşe göre lenfatik damarlardaki bir anomali sonucu gelişmektedir. Mendelian geçiş bulunmamaktadır. Kadın erkek oranı eşittir. En önemli semptom tırnakların sararmasıdır ve bazen mantar infeksiyonları ile karıştırılır. Plevral mayi ve sinüzite ait semptomlar bulunur ve bunlarda otoimmun hastalıklar ve bazı maling hastalıklara rastlanabilir. Malign hastalıkların tedavisi sonrası tırnak semptomları gerileyebilir. Bazen tüberküloz ve miyokard enfarktüsünden sonra da oluştuğu bildirilmiştir. Alfa tokoferolun etkili olduğunu söyleyen yayınlar bulunmaktadır. Bu yazıda, öksürük, nefes darlığı, hırıltılı solunum, balgam çıkarma ve tırnaklarda sararma şikayetleri olan 40 yaşındaki bir erkek hastayı sunuyoruz.
Yellow Nail Syndrome (YNS)’ is a clinical condition characterized with the yellow colouring of the nails, pleural effusion, bronchectasis, sinusitis, and lymphedema. The ethiology of YNS is unknown. It is widely accepted that this syndrome is originated from an anomaly of the lymphatic vessels and there is no Mendelian inheritance. Male and female ratio is equal. The most significant finding is the yellow colouring of the nails and can be misdiagnosed as fungal infection in some cases. Pleural effusion and sinusitis findings should accompany this condition and can be encountered with some malignant and autoimmune diseases. Nail findings can regress with the treatment of the underlying malignant diseases. Rare cases associated with tuberculosis or myocardial infarction has also been reported. Alpha-tocopherol is reported to be effective in the treatment of YNS in the literature. In this study we present a rare case 40 years old male YNS patient enclosing accompany the syndrome like coughing, shortness of breath, sputum production, stertorous respiration and yellow colouring of the nails.

5.Trakeobronchopathia Osteochondroplastica
Gülbanu Horzum Ekinci, Murat Kavas, Esra Akkütük Öngel, Osman Hacıömeroğlu, Bünyamin Burunsuzoğlu, Yasemin Özel, Adnan Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2012.43534  Pages 33 - 36
Trakeobronkopatia osteokondroplastika, trakea ve major bronşları tutan ve nadir görülen benign bir bozukluktur. Bu yazıda trakeobronkopatia osteokondroplastika tanılı bir olgu sunulmuştur. Altmış yaşında erkek hasta dört yıldır devam eden öksürük ve nefes darlığı yakınmaları ile başvurdu. Bilgisayarlı toraks tomografisi trakea duvarında düzensizlik gösteriyordu. Bronkoskopik incelemede trakea ön ve yan duvarlarında lokalize, sağ ve sol ana bronşlarda devam eden çok sayıda, beyaz renkli, irregüler nodüller saptandı. Patolojik tanı trakeobronkopatia osteokondroplastika olarak rapor edildi.
Tracheobronchopathia osteochondroplastica is a rare benign disorder involving the trachea and major bronchi. In this paper, a case of tracheobronchopathia osteochondroplastica was presented. A 60 year-old man was admitted with cough and dyspnea for four years. Computed tomography of the thorax showed an irregularity in the wall of trachea. Bronchoscopic examination revealed multiple white, irregular nodules on the lateral and anterior walls of the trachea extending to the left and right main bronchi. Pathologic diagnosis of bronchoscopic biopsy was tracheobronchopathia osteochondroplastica.

6.Systemic Nocardiosis In A Diabetic Patient
Ayşegül Akbaş, Ekrem Cengiz Seyhan, Sinem Nedime Sökücü, Sedat Altın, Gülşah Günlüoğlu, Sezin Altay
doi: 10.5505/respircase.2012.92485  Pages 37 - 41
Akciğer nokardiyozisi, immünsüpresif hastalarda görülen önemli bir fırsatçı enfeksiyondur. Nocardia türleri tarafından oluşturulan bu enfeksiyon akut, subakut ve kronik hastalık olarak karşımıza çıkabilir. Enfeksiyon ekstratorasik bölgelere özellikle beyin ve subkutanöz dokuya nadiren yayılır. Spesifik tedavisi olmasına rağmen tanısındaki güçlükler nedeniyle mortalitesi yüksek bir enfeksiyondur.Yüksek ateş ve tekrarlayan uzamış pnömoni tablosu ile başvuran diyabetes mellitus dışında immünsüpresif hastalık öyküsü olmayan bir sistemik nokardiozis vakası tanı koymadaki güçlükler ve ülkemizde nadir görülmesi nedeniyle literatür eşliğinde sunuldu.
Pulmonary nocardiosis is an important opportunistic infection that is seen in patients with immunosuppresion. This infection which is caused by nocardia spesies can be observed in acute, subacute or chronic forms. The infection rarely involves extrothorasic sites as brain and subcutaneus tissue. Due to the difficulties in the diagnosis, mortality of this infection is high although it has a spesific treatment. A sistemic nocardiosis case presented with high fever and recurrent pneumonia without any immunsupresive disease other then diabetes was presented here with the rewiew of literature due to difficulties in making a diagnosis and rare occurance in our country.

7.Pulmonary carcinoid tumor presenting with widespread bone metastasis
Oğuzhan Okutan, Ömer Ayten, Ersin Demirer, Necla Ugan, Zafer Kartaloğlu
doi: 10.5505/respircase.2012.87597  Pages 42 - 46
Yetmiş yedi yaşında kadın hasta, üç hafta önce başlayan sırt ağrısı şikayeti ile ortopedi servisine yatırıldı. Toraks tomografisinde T6 korpusunda ve T7, T8, T12 vertebralarda metastatik lezyonlar ile sağ akciğer alt lobda belirgin volüm kaybına neden olan ve intermedier bronşu oblitere eden en uzun çapı 5.5 cm olan kitlesel lezyon tespit edildi. Fiberoptik bronkoskopide sağ intermedier bronşu tıkayan endobronşiyal lezyon izlendi. Kitlenin histopatolojik tanısı karsinoid tümör olarak raporlandı. Kanda ve idrarda serotonin ve 5- hidroksi indol asetik asit seviyeleri normaldi. Torakolomber spinal MR’da medulla spinalis basısı izlendi. Torakal hemilaminektomi-laminotomi operasyonu uygulandı. T6 vertebra cerrahi rezeksiyon biopsisinin histopatolojik tanısı atipik karsinoid tümör infiltrasyonu olarak raporlandı. Onkoloji servisine refere edilen hastaya kemoradyoterapi uygulandı.
A seventy-seven years old female with a complaining of backache for three weeks was hospitalized in orthopedics clinic. Metastatic lesions at T6 corpus and T7, T8, T12 vertebrae with a mass lesion of 5.5 cm longest diameter obliterating intermediate bronchus leading to volume loss in the right lung lower lobe was observed at thoracal tomography. The endobronchial mass lesion obliterating the right intermediate bronchus was observed in fiberoptic bronchoscopy. The histopathologic diagnosis of the mass was a carcinoid tumor. Levels of serotonin and 5-hydroxy indol acetic acid in blood and urine were normal. Compression to medulla spinalis was observed in MRI of thoracolombar spine. Thoracic hemilaminectomy-laminotomy was performed. The histopathologic diagnosis of surgical resection biopsy of T6 vertebra was reported as the infiltration of atypical carsinoid tumor. The chemoradiotherapy was applied to the patient.

8.Tumorlet emerging on the basis of bronhiectasis
Fatih Meteroğlu, Atalay Şahin, Tahir Şevval Eren, Selver Özşener Özekinci
doi: 10.5505/respircase.2012.69775  Pages 47 - 50
Pulmoner tümörlet, multifokal nöroendokrin hücrelerinin oluşturduğu 5 mm’den küçük hücre topluluklarıdır. Genellikle insidental olarak görülürler. Altmış beş yaşında bronşektazi nedeniyle sol alt lobektomi yapılan bir erkek olgu sunuldu. Cerrahi örneğin histopatolojik incelemesinde bronşektatik zeminde multipl tümörlet saptandı.
Pulmonary tumorlet is a collection of cellular crusts less than 5 mm which is composed of multifocal neuroendocrin cells. They are often discovered incidentally. A 65 years old male case who underwent left lower lobectomy for bronhiectasis was presented. Multiple tumorlet on bronchiectasic basis were detected in the histopathological examination of the surgical specimen.

9.Ruptured Pulmonary Hydatid Cyst Diagnosed by Bronchoscopy
Eylem Sercan Özgür, Sibel Atış Naycı, Ali Naycı, Ayşe Polat, Özlem Cingözler, Cengiz Özge
doi: 10.5505/respircase.2012.54254  Pages 51 - 54
Komplike olmuş akciğer hidatik kist hastalığı tüberküloz, akciğer kanseri, ampiyem ve abseyi taklit edebilir. Bu hastalarda tanı konulması kolay olmayabilir. Bronkoskopi, hidatik kist hastalığında rutin bir uygulama değildir. Ancak atipik klinik ve radyolojik görünüm mevcut olduğunda yapılması kaçınılmazdır. Bu olgu sunumunda, atipik klinik ve radyolojik bulgusu olan ve fiberoptik bronkoskopi ile tanı konulan akciğer hidatik kist hastası sunuldu.
Complicated pulmonary hydatid cyst disease can mimic tuberculosis, lung cancer, empyema and abscess. The diagnosis of complicated pulmonary hydatid cysts may not be easy. Bronchoscopy is not a routine procedure in hydatid cyst disease. However, it is inevitable when clinical and radiological appearance is atypical. A pulmonary hydatid cyst disease case with atypical clinical and radiological findings diagnosed by fiberoptic bronchoscopy was presented in this case report.

10.Sarcoidosis Complicating with Bilateral Pneumothorax
Funda Coşkun, Ahmet Ursavaş, Ezgi Demirdöğen Çetinoğlu, Aslı Görek Dilektaşlı, Esra Uzaslan
doi: 10.5505/respircase.2012.14633  Pages 55 - 58
Sarkoidoz olguları nadir de olsa pnömotoraks ile prezente olabilirler. Olgumuz 57 yaşında bayan hasta. Dört yıldır öksürük şikayeti mevcut. On altı ay sarkoidoz tedavisi için sistemik kortikosteroid kullanan hasta kendi isteği ile tedavisini kestikten 1 ay sonra öksürük şikayetinde artma nedeniyle polikliniğimize başvurdu. Fizik muayenesinde sağ hemitoraks solunuma az katılıyordu. Olgunun PA Akciğer grafisinde sol hemitoraksta pnömotoraks hattı izlenmekteydi. Klinik izlemde hasta hastaneye yattıktan bir gün sonrasında nefes darlığında artış ve sağ tarafta göğüs ağrısı tarifledi. Çekilen PA Akciğer grafisinde sağ hemitoraksta da pnömotoraks geliştiği gözlendi. Hastaya iki taraflı tüp torakostomi ve mediastinoskopi uygulandı. Olgumuz bilateral pnömotoraks ve sarkoidoz birlikteliğinin nadir olması nedeniyle literatür bilgileri ışığında sunulmuştur.
Cases of sarcoidosis rarely present with pneumothorax. Case is a 57-year-old woman. She has been having complaints of cough for the past four years. The patient received corticosteroid treatment for sarcoidosis for 16 months, and visited our clinic one month after she voluntarily terminated her treatment due to an increase in complaints of cough. In her physical examination, her right hemithorax responded less to general respiration during pulmonary examination. Her lung PA X-ray demonstrated a pneumothorax line in her left hemithorax. There was an increase in dyspnea and right sided chest pain during the clinical follow-up, a day after hospitalization. The PA X-ray demonstrated a pneumotorax in the right hemithorax. Bilateral tube thoracostomy was applied on the patient and mediastinoscopy was performed. Due to the rareness of concomitant bilateral pneumothorax and sarcoidosis, what kind of information was presented in the light of literature in our case.

11.Contralateral pneumothorax after pneumonectomy
Onur Akçay, Özgür Samancılar, Serpil Sevinç, Ozan Usluer, Şeyda Örs Kaya
doi: 10.5505/respircase.2012.98608  Pages 59 - 61
Pnömonektomi sonrası pnömotoraks gelişmesi oldukça nadir bir durumdur. Kritik bir durum olup morbidite ve mortalitesi yüksek seyreder. Bu çalışmada, akciğer karsinomu nedeni ile sol pnömonektomi uygulanan ve postoperatif erken dönemde kontralateral pnömotoraks gelişen olgu ilgili literatür eşliğinde sunulmaktadır.
Contralateral pneumothorax after pneumonectomy is a rare critical condition with high morbidity and mortality rates. In this study, a case of contralateral pneumothorax in the post-operative period which occured soon after left pneumonectomy for non-small cell lung carcinoma is presented with the related literature.

12.Chronic Cough Due to Tracheal Diverticulum
Gülbahar Darılmaz Yüce, Sevinç Sarınç Ulaşlı
doi: 10.5505/respircase.2012.54264  Pages 62 - 64
Trakeal divertikül paratrakeal hava kistlerine neden olan trakea duvarının invajinasyonu ile karakterize nadir görülen benign bir durumdur. Altmış dokuz yaşında bayan hasta kliniğimize göğüs ağrısı, üç aydır süren kuru öksürük ve nefes darlığı yakınmalarıyla başvurdu. Hastanın sigara içme hikayesi yoktu. Fizik muayenesinde akciğer sesleri doğaldı. Akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testi normaldi. Toraks bigisayarlı tomografisinde sağ paratrakeal alanda trakeanın posterolateralinde 1 cm çapında trakea ile bağlantılı bir hava dansitesinin olduğu görüldü. Hastaya trakeal divertikül tanısı kondu. Trakeal divertikül hastamızda da olduğu gibi genelde trakeanın sağ duvarında yerleşir. Hastaların çoğunda herhangi bir semptom görülmezken bu lezyonlar sekresyonlar için rezervuar görevi görerek tekrarlayan enfeksiyonlara neden olabilir. Klinik pratik ve literatürde nadir olarak bildirilse de trakeal divertikül insidansı %2’ye kadar çıkabilir. Bu nedenle kronik öksürük nedeniyle değerlendirilen özellikle akciğer grafisi ve spirometrenin normal olduğu hastalarda trakeal divertikül tanısını akılda tutmak gerekir.
Tracheal diverticulum (TD) is a rare benign condition characterised by invaginations of the tracheal wall resulting in paratracheal air cysts. Sixty nine years old female patient admitted to our clinic with chest pain, prolonged cough for 3 months and dyspnea. She had no smoking history. Physical examination, chest X-ray and pulmonary function test results were normal. Air filled lesion with 1 cm in dimension on right paratracheal area connected to tracheal lumen was determined on thorax computed tomography. Patient was diagnosed as TD. TD is usually located on the right wall of trachea as in our patient. Majority of patients are asymptomatic, however diverticulum can retain secretions and act as reservoir for secretions predisposing recurrent infections. TD incidence may be as high as 2%, although rarely reported in clinical practice and literature. Therefore, clinicians should keep in mind TD for patients presenting with chronic cough particularly if chest radiograph and spirometry are normal.

13.An Unusual Aspiration: Tracheo-esophageal Voice prosthesis
Ali Nihat Annakkaya, Ege Güleç Balbay, Mete Erbaş, Özcan Yıldız
doi: 10.5505/respircase.2012.76486  Pages 65 - 69
Trakeo-özofagial konuşma protezleri total larenjektomi uygulanan hastalarda ses ve konuşma rehabilitasyonu için halen kullanılan en başarılı yöntemdir. Trakeo-özofagial Provox Konuşma Protezi (PKP) trakea arka duvarı ile özofagus ön duvarı arasına cerrahi ponksiyon ile yerleştirilen bir cihazdır. Kendiliğinden yerinden çıkarak trakea içine aspirasyonu nadir bir komplikasyondur. Üç yıl önce larenks kanseri nedeni ile radyoterapi almaksızın total larenjektomi geçiren, yanlız yaşayan 60 yaşında erkek hasta, acil servisimize ani başlayan nefes darlığı ile başvurdu. Akciğer grafisinde sol alt lobda atelektazi tespit edildi. Tanısal amaçlı yapılan fleksibl fiberoptik bronkoskopide solda sekonder karina düzeyinde PKP görüldü. Aygıt biopsi forsepsi kullanılarak başarı ile çıkarıldı. Hasta protezi aspire edip etmediğinin farkında değildi. Olgunun ana karina seviyesinden daha distalde ilk PKP aspirasyonu olgusu olduğunu düşünüyoruz. Sonuç olarak Göğüs hastalıkları ve KBB uzmanlarının larenjektomili hastalarda bu gibi uzun dönem komplikasyonları bilmesi gerektiği kanaatine vardık.
Tracheo-esophageal voice prosthesis is currently the most successful and the principal method of voice and speech in patients undergoing total laryngectomy. Spontaneous dislodgement leading to tracheal aspiration is a rare complication. A 60 years old male living alone who underwent total laryngectomy with no radiotherapy for laryngeal carcinoma 3 years ago, admitted to our emergency department with a sudden shortness of breath. Chest radiography revealed atelectasis on the left lower lobe. Diagnostic flexible fiberoptic bronchoscopy showed Provox voice prosthesis at the level of bifurcation to left secondary bronchus. The device is successfully removed with biopsy forceps. As far as we know this case is the first Provox voice prosthesis aspiration case report which has been observed a more distal location from the main carina. In conclusion, chest and ENT physicians should know such long-term complications in laryngectomized patients.

REVIEW ARTICLE
14.Current Management of Hypothermia: From Theory to Application
Ersin Demirer, Christian Ghattas, Hossam Abdel Rahman, Elamin Elamin
doi: 10.5505/respircase.2012.36844  Pages 70 - 79
Amaç:
Kaza ile ortaya çıkmış olan hipoterminin kurbanlarına hastane öncesi ve hastane ortamındaki yaklaşımı güncel bilgiler eşliğinde sistemli bir şekilde gözden geçirmek.
Metodlar:
1 Ocak 1977 ile 31 Mayıs 2012 tarihleri arasında yayınlanmış olan çalışmaları MEDLINE, EMBASE, CINAHL ve Ulusal Tıp Kütüphanesi veritabanlarını kullanarak araştırdık. Ek olarak ulaşılan makalelerin kaynakçaları incelenerek de ek kaynaklara ulaşıldı. Başlangıç arama kelimeleri olarak 'hipotermi tanımı', 'hastane öncesi yaklaşım', 'hastane yaklaşımı', ve 'yeniden ısıtma teknikleri' olarak belirlendi. Çalışma dizaynının hiyerarşisi, çalışma kalitesi, risk faktörleri ve laboratuar öngörücüler ile ilgili verileri ortaya çıkarmak için standardize edilmiş özet oluşturma yöntemleri kullandık.
Bulgular:
Kaza ile ortaya çıkan hipotermi kor ve perifer dokulardaki vücut ısısının yeniden dağılımı nedeni ile oluşabileceği gibi ısı kaybı ve üretimi arasındaki dengesizlikten de kaynaklanır. Hipotermi, soğuk su içerisinde bulunduktan veya soğuk havaya maruz kalındıktan birkaç dakika içerisinde gelişebilir. Bununla birlikte akıl sağlığı bozuk kurbanlarda veya yaşlılarda devamlı olarak orta derecede sıcaklığa maruz kalındığında günler içerisinde yavaşca gelişebilir. Kaza ile ortaya çıkan hipoterminin prognozu büyük oranda hipoterminin derecesine ve süresine, hastaların eşlik eden durumlarına, bitkinlik derecesine ve ısı kaybını telafi etmek için fizyolojik girişimlerden dolayı oluşan metabolik bozukluklara bağlıdır.
Yorumlar ve Etkiler:
Hipotermi kurbanlarının iyileşmesinin hastane öncesi ve hastane içi seviyelerde uygulanan iyi yönetim stratejisine bağlı olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Derin hipotermiye yaklaşım vücut kor organlarının desteklenmesi için hızlı internal yeniden ısıtma gerektirmekte iken "yeniden ısıtma şoku" riskini azaltmak için tüm önlemler alınmalıdır. Diğer yandan daha düşük şiddetlerdeki hipotermi için olguların iyileşebilmesi yeniden ısıtma metodlarından daha çok yapılan hastane destek tedavisinin yeterliliğine bağlıdır. Bu bakım, hipotermiye eşlik eden ve değişik tedavi strateji mekanizmalarını kullanabilen bir tıbbi ekip gerektirmektedir.
Objectives:
To systematically review the literature on the current data in managing accidental hypothermia victims in the pre-hospital and hospital settings.
Methods:
We identified studies published from 1 January 1977 through 31 May 2012 by searching the MEDLINE, EMBASE and CINAHL and database of the National Library of Medicine. In addition, hand search of the bibliographies of retrieved articles in order to find additional sources was also performed. Initial search terms were 'definition of hypothermia', 'prehospital management', 'hospital management', and 'rewarming techniques' ''. We used standardized abstraction instruments to extract data on study characteristics, hierarchy of research design, study quality, risk factors, and laboratory predictors.
Findings:
Accidental hypothermia occurs due to body heat redistribution between core and peripheral tissues as well as imbalance between heat loss and production. Hypothermia may develop within a few minutes after immersion in cold water or exposure to cold weather. However, in debilitated victims or in the elderly it can occur slowly over many days by continuous exposure to milder cold temperature. The prognosis in accidental hypothermia depends to great extent on the degree and duration of the hypothermia, patient's premorbid condition, and the degree of exhaustion and metabolic derangement that result from the physiologic attempts to compensate for the heat loss.
Interpretations and implications:
Several studies demonstrated that the rapid and adequate recovery of the hypothermia victims depends on a well orchestrated management strategy both at the pre- and in- hospital levels. Management of deep hypothermia require rapid internal rewarming in order to support body core organs but all possible precautions should be undertaken to minimize the risk of "rewarming shock". On the other hand, for lesser degrees of hypothermia, recoverability depends more on the adequacy of hospital supportive care than on the method of rewarming. Such care require a medical team with very well understanding of the pathophysiologic that accompanied hypothermia and the implications of various treatment strategies.

AUTHOR INDEX
15.Author Index

Page 80
Abstract | Full Text PDF

REVIEWER INDEX
16.Thanks

Page 81
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale