e-ISSN 2147-2475
Volume : 5 Issue : 1 Year : 2024

Quick Search

Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 5 (1)
Volume: 5  Issue: 1 - February 2016
CASE REPORT
1.INTERACTIVE CASE REPORT: A Case of Dental Prosthesis Aspiration in a Patient with Tracheostomy
Nurhan Atilla, Hüseyin Arpağ, Şemi Atilla, Ilim Irmak, Ahmet Beyaz
doi: 10.5505/respircase.2016.54938  Pages 1 - 4
Kırk dokuz yaşında erkek hasta tekrarlayan pnömoni nedeniyle göğüs hastalıkları yoğun bakım ünitesine yatırıldı. Hasta beş yıl önce bir trafik kazası geçirmişti. Bu nedenle kuadriplejikti ve trakeostomi tüpü vardı. Fizik muayenede yaygın ekspiratuvar ronküsler ve interkostal çekilmeleri mevcuttu. Posteroanterior akciğer grafisinde ve toraks bilgisayarlı tomografisinde sağ alt lob atelektazisi ve aynı zamanda sağ alt lob girişinde yabancı cisim saptandı. Yabancı cismin kazadan hemen sonra çekilen akciğer grafisinde de mevcuttu. Dental travma muhtemelen entübasyon sırasında oluşmuştu. Fiberoptik bronkoskopi ile bakıldığında sağ alt lob girişinde yabancı cisim olduğu görüldü. Segment düzeylere bakıldığında ikinci bir yabancı cisim fark edildi. Yabancı cisimler çevre dokulara zarar vermeden timsah biyopsi forsepsi ile çıkarıldı. Herhangi bir komplikasyon olmadı. Yabancı cisimlerin diş ve protez olduğu görüldü. Sonuç olarak, travmatik entübasyon dâhil olmak üzere, yüz ya da diş travması geçiren hastalarda ağız içi gözden geçirilmeli, özellikle eksik diş varlığında aspirasyon ihtimali gözönünde bulundurulmalı ve radyolojik değerlendirme yapılmalıdır.
A 49-year-old male patient was hospitalized to our chest intensive care unit with the diagnosis of recurrent pneumonia. Following a traffic accident five years previously the patient was quadriplegic and had a tracheostomy tube. His physical examination revealed widespread expiratory rhonchi and intercostal retractions. Right lower lobe atelectasis, and also a foreign body at the entrance of the right lower lobe, was seen with a posteroanterior chest x-ray and thoracic computed tomography. We saw that the foreign body was present at the chest x-ray performed immediately after the accident. It is probable that dental trauma occurred during intubation. In a fiberoptic bronchoscopy, a foreign body was identified in the proximal part of the right lower bronchus; a second foreign body was seen at the segment level. The foreign bodies were removed using an alligator biopsy forceps without damaging the surrounding tissue; there were no complications. The foreign bodies were teeth and a dental prosthesis. In conclusion, in patients who have sustained facial or dental trauma, including traumatic intubations, and who have a missing tooth, it must be presumed that the tooth has been aspirated, and radiographic evaluation is needed.

2.Birt-Hogg-Dubé Syndrome: CT Findings of an Under Recognized Disease Requiring Multidisciplinary Approach
Canan Cimsit, Emel Eryuksel, Nuri Cagatay Cimsit, Sehnaz Olgun, Dilek Seckin, Merve Hatun Saricam, Cuyan Demirkesen
doi: 10.5505/respircase.2016.76476  Pages 5 - 9
Birt-Hogg-Dubé Sendromu (BHDS) deride fibrofolikülomalar, renal tümörler ve akciğer kistleri ile karakterizedir. Bu olgu serisinde, Birt-Hogg-Dubé sendromlu iki olgu ve aile üyelerinin BT bulguları sunulmaktadır. Diğer kistik akciğer hastalıkları ile ayırıcı tanı tartışılmaktadır. Olası malignitelerin tespit edilebilmesi açısından takip ve tarama ile multidisipliner yaklaşımın önemi vurgulanmaktadır. BHDS seyri sırasında yıllık hasta takibi yanı sıra pnömotoraks riski açısından özen gerekmektedir.
Birt-Hogg-Dubé Syndrome (BHDS) is characterized by hair follicle hamartomas, renal tumors, and pulmonary cysts. In this case series, CT findings of two index patients with BHDS, and their family members, are presented. Differential diagnosis with other cystic lung diseases is discussed. The importance of follow-up and screening for the early detection of possible malignancies, as well as multidisciplinary approach, is emphasized. The course of BHDS requires not only annual patient follow-up but also care due to the risk of pneumothorax.

3.A Patient with Organizing Pneumonia Development During the Use of Capecitabine Maintenance Treatment for Gastric Cancer
Gökmen Aktaş, Tülay Kuş, Mehmet Emin Kalender, Kemal Bakır, Celaletdin Camcı
doi: 10.5505/respircase.2016.32559  Pages 10 - 14
Organize pnömoni (OP) küçük havayolları ve etrafındaki dokularda hasara yol açabilen bronşiollerin inflamatuvar bir sürecidir. Antikanser ilaçlar ve radyoterapiye bağlı sekonder OP daha önce bildirilmiştir. Bu makalede, remisyonda evre 4 mide kanseri nedeniyle idame düşük doz kapesitabin kullanırken OP gelişen 60 yaşında bir kadın hasta sunulmuştur. On sekiz ay süresine kapesitabin tedavisi altında iken rutin bilgisayarlı tomografi tetkikinde sağ akciğer üst lob posterior segmentte 9 mm subplevral nodül saptanmış ve kama rezeksiyon uygulanmıştır. Histopatolojik incelemede OP tanısı koyulmuştur. Bu durum ilaç ilişkili akciğer toksisitesi olarak düşünülmüştür. Bu hasta uzun süreli kapesitabin monoterapisi altında OP gelişen literatürdeki ilk olgudur.
Organizing pneumonia (OP) is an inflammatory process of the bronchioles that can lead to destruction of small airways and surrounding lung tissue. Secondary OP, caused by anti-cancer drugs and radiotherapy, has previously been reported. In this study, we report the case of a 60-year-old female patient presented with OP, while using low dose capecitabine maintenance for stage IV gastric cancer under remission. After 18 months of routine follow-up with computed tomography (CT), a 9 mm subpleural nodule was presented at the right lung upper lobe posterior segment. Wedge resection was performed. Based on histopathologic examination, a diagnosis of OP was confirmed. In this instance, capecitabine was implicated as the likely cause of this drug-induced lung toxicity. This patient is the first case associated with development of OP during capecitabine monotherapy.

4.ATRA Syndrome During the Treatment of Acute Myeloid Leukomia (AML-M3)
Tuğba Önyılmaz, Serap Argun Barış, İlknur Başyiğit, Ayfer Gedük
doi: 10.5505/respircase.2016.75537  Pages 15 - 17
Akut promiyelositik lösemi (APL), all-trans-retinoik asit (ATRA) tedavisinin bulunmasından sonra akut miyeloid lösemilerin en iyileştirilebilir formu olmuştur. Bununla birlikte, ATRA tedavisi sırasında ateş, solunum sıkıntısı, pulmoner infiltrasyonlar, plevral ve perikardiyal efüzyon, hipotansiyon ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize ATRA sendromu gelişebilmektedir. Burada, ATRA tedavisi sırasında nefes darlığı, ödem ve plevral efüzyon gelişen ve deksametazon 2x8mg iv tedavi ile kısa sürede düzelen olgu sunulmaktadır.
Following the advent of all-trans retinoic acid (ATRA), acute promyelocytic leukemia (APL) is the most curable form of acute myeloid leukemia. However, all trans-retinoic acid (ATRA) syndromes can occur during the treatment by ATRA. ATRA syndrome is characterized by fever, respiratory distress, pulmonary infiltrations, pleural and pericardial effusion, hypotension, and acute renal failure. Here, we presented a patient with ATRA syndrome, admitted with dyspnea, pretibial edema and pleural effusion, who fully recovered in a short time following dexamethasone 2x8mg IV treatment.

5.INTERACTIVE CASE REPORT: Lymphoma Case Mimicking Tuberculosis
Emel Bulcun, Aydanur Ekici, Mehmet Ekici, Nesime Günal
doi: 10.5505/respircase.2016.83997  Pages 18 - 21
Biz burada T hücreden zengin diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBL) tanısı alan kadın olguyu, tüberküloz ile ayırıcı tanıda güçlük yaşanması nedeniyle klinik, radyolojik özellikleri göz önünde bulundurularak sunuyoruz. Kırk üç yaşında kadın hasta, 3 aydır devam eden öksürük, nefes darlığı, terleme, iştahsızlık şikâyetleriyle başvurdu. Toraks BT’de anterior mediastende kitle lezyonu, sağ plevral ve perikardial efüzyonu mevcuttu. Hastanın bilateral supraklaviküler lenfadenopatisi vardı. Sıvı sitolojisi malignite açısından negatifti. Lenf bezi biyopsisi kazeifiye granülom görünümü olup tüberkülozla uyumluydu. Hastanın kliniği tüberküloz ile uyumlu olmadığı için mediastendeki kitlesinden biyopsi alındı. Sonuç yine tüberküloz ile uyumlu olarak değerlendirildi. Hastaya standart 4’lü antitüberküloz tedavi başlandı. Tedavisinin 2. ayında Toraks BT’de regresyon izlenmedi. Hastanın mevcut biyopsi preparatları tekrar incelendi ve T hücreden zengin DBBL olarak değerlendirildi. Sonuç olarak, diğer malignitelerde olduğu gibi lenfomalarda da granülomatöz reaksiyon görülebilmektedir. Bu nedenle, tüberküloz ile ayırıcı tanısını yapmak güç olabilmektedir.
We present here the case of a female patient with T cell rich diffuse large B cell lymphoma (DLBL), since it is hard to differentiate from tuberculosis, both clinical and radiological features were considered. A 43- year-old female patient had complaints of dyspnea, cough, sweating, and anorexia for the previous three months. In the thorax CT, there were anterior mediastinal mass lesions, and right pleural, pericardial effusion. She had bilateral supraclavicular lymphadenopathy. Fluid cytology was negative for malignancy. The pathology of the lymph node was caseified granuloma in appearance, compatible with tuberculosis. Since her clinical findings were not compatible with tuberculosis, multibiopsy was performed in mediastinal mass. According to the biopsy, the disease was compatible with tuberculosis. Standard antituberculosis treatment was initiated. By the second month of treatment, no regression was observed with thorax CT. Her biopsy preparations were reevaluated. The patient had T cell rich DLBL. In conclusion, as with other malignancies, lymphomas also cause granulomatous reaction. Therefore, it may be hard to differentiate from tuberculosis.

6.INTERACTIVE CASE REPORT: Recurrent Pneumonia Caused by The Aspiration of a Quad Dental Prosthesis, Late Diagnosed and Treated with Rigid Bronchoscopy
Hüseyin Lakadamyalı, Berna Devrim Yağbasan, Tülay Kıvanç
doi: 10.5505/respircase.2016.37232  Pages 22 - 24
Yabancı cisim aspirasyonu çok ciddi ve yaşamsal bir sorundur. Akciğerlerde geriye dönüşümsüz - kronik hastalıklara hatta bazen ani ölümlere neden olabilir. Erken tanı komplikasyonların önlenmesinde anahtardır. Diş ve ağız içi tedavi süreçlerine bağlı aspirasyon bilinen ancak, literatürde çok sık bildirimi yapılmayan durumlardır. Aspirasyonların esas nedenleri maksillofasiyal travmalar, ağız içi tedavi süreçleri veya alkol/ etanol zehirlenmesi ile demansa bağlıdır. Bu makalede geç tanı konulan ve komplikasyona yol açan, ağız içi tedavi esnasında gelişen dörtlü diş protezi aspirasyonu olgusu sunulmuştur.
Foreign body aspiration is a very serious and critical problem. It may cause chronic and irreversible lung injury and occasionally lead to sudden death. Early diagnosis is key to the prevention of complications. Although the aspiration of teeth and dental repairs is a recognized event, it is only rarely reported in the literature. The main reasons for aspiration are maxillofacial trauma, dental treatment procedures or alcohol/ ethanol intoxication and dementia. We report a case of dental treatment the lead to aspiration of a quad dental prosthesis, with delayed diagnosis and complications.

7.INTERACTIVE CASE REPORT: A Case Report of Thyroid Cancer who Followed an Asthma Diagnosis
Sinem Nedime Sökücü, Cengiz Özdemir, Seda Tural Önür, Levent Karasulu, Levent Dalar
doi: 10.5505/respircase.2016.48278  Pages 25 - 29
Havayolu darlığı olan birçok hasta uzun süre yanlış tanılarla takip edilmektedir. Bu hastalarda havayolu darlığının nedeni benign patolojilere bağlı olabileceği gibi malign hastalıklara sekonder de olabilir ve erken fark edilmezse hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabilir. Beş senedir astım tanısı ile takip edilen 50 yaşında bayan hasta, progresif nefes darlığı şikâyeti ile başvurdu. Bronkoskopik değerlendirmesinde, vokal kordlardan 2 cm sonra sağ anterolateral duvara geniş taban ile oturan üzeri düzgün yüzeyli vasküler yapıdan zengin kitle ile lümenin %90 oranında obstrükte olduğu izlendi. Trakea proksimalindeki kitleye diyot lazer ile fotokoagulasyonun ardından core out uygulandı ve 16x14x16 stenotik silikon stent yerleştirildi. Hastanın trakeal biyopsi patoloji sonucu tiroid karsinomu olarak raporlandı. Cerrahi operasyon planlanan hastada distale migre olan stent çıkartıldı. Hastaya, tiroidektomi sonucu papiller tiroid karsinom tanısı kondu. Tiroidektomi sonrası komplikasyonsuz takibe alındı. Uzun süre obstrüktif havayolu hastalığı nedeniyle bronkodilatör tedavi almasına rağmen klinik rahatlaması olmayan hastalarda ileri tetkiklerle ayırıcı tanıya gidilmesi önemlidir.
Many patients with airway stenosis are misdiagnosed for a long period. The reason for the airway obstruction in these patient can be due to benign pathology as well as secondary malignant disease. If not recognized early, it can reach life-threatening dimensions. A 50-year-old female patient was admitted with a five-year following the diagnosis of asthma with progressive shortness of breath. Bronchoscopic evaluation revealed a smooth surface structure with rich vascularity 2 cm distal to the vocal cords sitting with a large base of over the right anterolateral wall and obstructing the lumen by 90%. Core out was applied following diode laser photocoagulation of the proximal mass and afterwards a 16x14x16 stenotic stent was positioned. The tracheal biopsy pathology was established a thyroid carcinoma. The distally migrated stent was removed with scheduled surgery. The patient’s thyroidectomy pathology identified a papillary thyroid carcinoma. Following thyroidectomy, the patient was observed without any complication. It is important to underwent differential diagnosis with advanced techniques in patients without clinical relief, despite prolonged bronchodilator treatment for obstructive airway disease.

8.INTERACTIVE CASE REPORT: A Case of Idiopathic-Bilateral Chylothorax
İbrahim Güven Çoşğun, Bayram Metin
doi: 10.5505/respircase.2016.05706  Pages 30 - 33
Şilotoraks plevral boşlukta lenfatik sıvının birikmesiyle oluşan nadir bir klinik tablodur. Lenfatik sıvı birikimi ciddi metabolik ve immünolojik bozukluklara yol açabilir. Şilotoraks çoğunlukla toraks travması ve malign obstrüksiyon (Non-Hodgkin lenfoma) sonucu ortaya çıkar. Daha nadir sebepleri lenfanjiyomiyomatosiz, tüberküloz, venöz tromboz, konjenital lenfatik malformasyon, nefrotik sendrom, hipotroidizm, siroz ve idiopatik şilotorakstır. Elli altı yaşından kadın hasta nefes darlığı, kilo kaybı ve iştah azalması şikâyeti başvurdu. Akciğer grafisinde sol hemitoraksta homojen dansite artışı ve sağ kostovertebral açıda kapanma izlendi. Torasentezde beyaz sütümsü renkli plevral mayi aspire edildi. Plevral mayi biyokimyasal analizi ile şilotoraks tanısı doğrulandı. Şilotoraks nedenleri araştırıldı, etiyolojik patoloji saptanamadı. Konservatif tedavi ile şilotoraksta gerileme izlendi. Bu yazıda, konservatif tedavi ile gerileyen idiyopatik ve bilateral şilotoraks olgumuzu sunduk.
Chylothorax is the collection of lymphatic fluid in the pleural space. Lymphatic fluid in the pleural space may cause metabolic and immunologic disorders. Trauma to the thoracic duct and malignant disease (non-Hodgkin’s lymphoma) are the common mechanisms of chylothorax. Other rare causes are lymphangiomyomatosis, tuberculosis, venous thrombosis, congenital lymphatic malformations, nephrotic syndrome, hypothyroidism, cirrhosis and idiopathic chylothorax. A 56-year-old woman presented with dyspnea, reduced appetite and weight loss. A chest x-ray showed left homogenoeus density with a concave interface toward the lung and blunting of right costophrenic angle. Thoracentesis was performed. Milky off-white fluid was aspirated. Analysis of the fluid confirmed the diagnosis of chylothorax. Etiology was not determined. Chylothorax was regressed with conservative treatment. We present a case of rare bilateral-idiopathic chylothorax with regression following conservative therapy.

9.Sarcoidosis Imitating Sjögren's Syndrome or the Association of Sarcoidosis - Sjögren's Syndrome
Özlem Erçen Diken, Aydın Çiledağ, Çetin Atasoy, Özlem Özdemir Kumbasar
doi: 10.5505/respircase.2016.64325  Pages 34 - 37
Sarkoidoz ve Sjögren sendromu kronik multisistemik hastalıklardır. Bu iki hastalığın birlikteliği sadece Sjögren sendromlu hastaların %1’inde bildirilmiştir. Sarkoidoz ve Sjögren sendromu birlikteliği olan bu olguyu nadir görülmesi ve bu ayrımın prognostik öneme sahip olduğuna dikkat çekmek için bildiriyoruz. Altmış iki yaşında kadın hasta, nefes darlığı ve kuru öksürük şikâyeti ile hastanemize başvurdu. Göz ve ağızda kuruma mevcuttu. Laboratuvar incelemesinde serum anti SS-A (Ro) (+++) antikoru pozitifliği gösterildi. Toraks bilgisayarlı tomografisinde lenfadenopati ve retiküler- mikronodüler görünüm saptandı. Lenf bezlerinden 10R ve 7 nolu istasyondan endobronşiyal ultrason eşliğinde transbronşiyal iğne aspirasyonu yapıldı. Patoloji sarkoidoz ile uyumlu bulundu. Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi %40 olarak saptandı. Sjögren sendromunu taklit eden sarkoidozu, sarkoidoz- sjögren sendromu birlikteliğinden ayırt etmek prognostik öneme sahiptir, çünkü sarkoidoz çoğunlukla kendini sınırlayıp, fonksiyonel kısıtlama olmaksızın kendiliğinden iyileşebilirken, Sjögren sendromunun pulmoner tutulumu kalıcı defektlere yol açmaktadır.
Sarcoidosis and Sjögren’s syndrome are chronic multi-systemic diseases. The association of these two diseases was reported only in 1% of patients with Sjögren’s syndrome. We present this rare case in order to draw the attention to the prognostic importance of this difference. A 62-year-old female patient presented to our hospital with the complaints of dyspnea and a dry cough. Dry eye and dry mouth were present. Laboratory analyses revealed serum anti SS-A (Ro) (+++) antibody positivity. Chest computerized tomography revealed lymphadenopathy and reticular-micronodular appearance evident. Transbronchial needle aspiration guided with endobronchial ultrasound was conducted through 10R and 7 lymph nodes. Pathology was compatible with sarcoidosis. Pulmonary function test revealed 40% carbon monoxide diffusion capacity. It is of prognostic importance to distinguish sarcoidosis imitating Sjögren’s syndrome from the association of sarcoidosis- Sjögren’s syndrome, since sarcoidosis mostly limits itself and recover by itself without any functional restrictions, but the pulmonary involvement of Sjögren’s syndrome causes permanent defects.

10.Pulmonary Langerhans Cell Histiocytosis Imitating Metastatic Lung Carcinoma
Funda Coşkun, Feyza Sen, Ahmet Ursavas, Ahmet Sami Bayram, Ömer Yerci, Sinem Kantarcıoğlu Coşkun, Eray Alper, Mehmet Karadağ
doi: 10.5505/respircase.2016.78309  Pages 38 - 42
Pulmoner Langerhans hücreli histiositoz (PLHH) nadir görülen bir hastalıktır. Kliniğe başvuru anından kesin tanıya ulaşılana dek metastatik akciğer kanserini düşündüren olgu, nodüler akciğer lezyonlarının ayırıcı tanısında histiositozun da düşünülmesini hatırlattığından sunmayı uygun bulduk. Kırk yaşında erkek hasta bel ağrısı ile başvurdu. Toraks tomografisinde her iki akciğerde solda orta ve alt zonda ve en büyüğü yaklaşık 2 cm çapında olan 5-6 adet düzgün sınırlı yuvarlak lezyonlar izlenmekteydi. Bronkoskopisinde sol alt lob apikal segmentte vejetan tümöral kitle saptandı. Biyopsisinde psödostratifiye solunum epiteli ile döşeli mukozal doku örnekleri, submukozal alanda serömüköz bez yapıları çevrede eozinofil lökosit, lenfoplazmositer iltihabi hücre infiltrasyonu saptandı. PET-CT’sinde sol akciğer alt lob bronşu komşuluğunda posteromedial plevral tabanlı kitlede belirgin artmış FDG tutulumu izlenmekteydi (SUVmax: 14,9). Yapılan bronkoskopilerin sonucunda tanı gelmemesi üzerine hastaya sağ akciğerden wedge rezeksiyon uygulandı. Patolojik tanı PLHH ile uyumlu geldi. Olgumuzu yaygın tutulumun erişkin yaşta nadir görülmesi ve özellikle akciğer karsinomunu taklit edici klinik tablo nedeniyle yayınlamayı uygun gördük.
Pulmonary Langerhans cell histiocytosis (PLCH) is a rarely seen disease. We think our case is worthy of publication due to its presentation with anamnesis and clinical findings very similar to metastatic pulmonary carcinoma, from the patient’s admittance to the clinic until the thoracosopic evaluation. A 40-year-old male patient was admitted with a compliant of lower back pain. Five or six round lesions with regular contours in both lungs on the left and lower zone, the largest with dimension of 2cm, were observed on the patient’s thoracic CT examination. During bronchoscopy, a vegetant tumoral mass was detected in left lower lobe apical segment. Mucosal tissue samples containing pseudostratified respiratory epithelium, seromucous glandular structures in the submucosa, surrounding eosinophilic leukocytes and lymphoplasmocytic inflammatory infiltration were detected in the transbronchial biopsy. Significantly increased FDG enhancement was observed in the posteromedial pleural based mass located in the left lung lower lobe bronchus contiguity in the PET-CT examination (SUVmax: 14.9). Wedge resection was performed, as the diagnosis was not established following bronchoscopy examinations. Pathological diagnosis was compatible with PLCH. We thought our case worthy publication as the disease is seen rarely in adulthood and furthermore the clinical presentation imitated pulmonary carcinoma.

11.INTERACTIVE CASE REPORT: Sevoflurane-related Isolated Pulmonary Vasculitis: A New Etiological Cause of Diffuse Alveolar Hemorrhage?
Ufuk Turhan, Mehmet Aydoğan, Erol Kılıç, Hatice Kaya, Alper Gündoğan, Yıldırım Karslıoğlu, Ergün Uçar, Hayati Bilgiç
doi: 10.5505/respircase.2016.86658  Pages 43 - 48
Pulmoner kapillerit akciğerin küçük damarlarının vaskülitidir. Kollajen vasküler hastalık ya da ANCA ilişkili vaskülitlerin parçası olarak, izole pauci-immün kapillerit veya akciğer transplant rejeksiyonunda görülebilir. Biz, ANCA ilişkili olmayan ve sistemik tutulum göstermeyen, diffüz alveoler hemoraji (DAH) tablosu ile prezente olan “İzole Pulmoner Kapillerit (İPK)” olgusunu sunuyoruz. Miyomektomi operasyonu sonrası gelişen nefes darlığıyla konsülte edilen hastaya, operasyonda genel anestezik olarak sevofluran
kullanılmıştı. Derin hipoksik hastanın toraks HRCT’sinde her iki akciğerde yaygın buzlu cam alanları, sağ akciğer alt lobda konsolidasyon izlendi. BAL materyalinin hemorajik ve aspire ettikçe renginin koyulaşması nedeniyle alveoler hemoraji olarak değerlendirildi.
Metilprednizolon tedavisine iyi yanıt alındı. Transbronşial akciğer biyopsileri vaskülit olarak raporlandı. ANCA’lar, diğer romatolojik belirteçler negatifti. Olgumuzun sistemik bulguları olmadığı için, ANCA negatif İzole Pulmoner Kapillerit olarak değerlendirildi. Hızlı tanı ve pulse steroid başlanması bu hastalarda hayati öneme sahiptir, gecikmeler hayati riskli olabilir. Literatürde yeterli kanıt yoksa da inhalasyon anesteziklerinin postoperatif dönemde oluşabilecek DAH ve İPK olgularından sorumlu olabileceği akılda tutulmalıdır.
Pulmonary capillaritis is the small-vessel vasculitis of the lungs. We report a case of isolated pulmonary capillaritis presenting with diffuse alveolar hemorrhage, which is not associated with ANCA. The patient had shortness of breath that developed after myomectomy surgery: sevoflurane was used as a general anesthetic in the operation. The thorax HRCT scans showed ground glass opacities in both lungs and consolidation in the right lower lobe. Due to hemorrhagic and darkening of the BAL fluid as aspirated, it was thought that the diagnosis was in accordance with alveolar hemorrhage. The patient responded well to methylprednisolone therapy. The transbronchial lung biopsies revealed vasculitis. ANCA and other rheumatologic markers were negative. Due to the absence of systemic symptoms, we diagnosed ANCA negative isolated pulmonary capillaritis. Rapid diagnosis and pulse steroid therapy are of vital importance in these patients. It should be kept in mind that inhalation anesthetics could be responsible for cases of DAH and SPC.

12.A Rare Complication related with Oral Anticoagulant Use: Diffuse Alveolar Hemorrhage (Over 65 Years; Four Case Reports)
Serap Duru, Bahar Kurt, Merve Yumrukuz, Esra Erdemir
doi: 10.5505/respircase.2016.83723  Pages 49 - 52
Diffüz alveoler hemoraji (DAH), immün ve immün olmayan etyolojik faktörlere bağlı olarak gelişen, akciğerlerde alveolokapiller membranın hasarı sonucu nefes darlığı, hemoptizi, anemi, diffüz alveolar konsolidasyon ile karakterize bir hastalıktır. Burada, kontrolsüz oral antikoagülan (varfarin) kullanımına bağlı kanamalar arasında nadir görülen bir komplikasyon olan DAH nedeni ile kliniğimizde takip edilen 65 yaş üstü dört olguyu sunmayı amaçladık.
Diffuse alveolar hemorrhage (DAH) caused by immune and non-immune etiological factors, characterized by diffuse alveolar consolidation, often presents with the clinical triad of dyspnea, hemoptysis and, anemia, as a result of the disruption of the alveolocapillary membrane of the lung. We present four cases, when the patients are over 65 years of age, followed up at our clinic with diffuse alveolar hemorrhage as a rare complication of the uncontrolled use of anticoagulant (Warfarin) therapy.

13.Rheumatoid Arthritis and Pulmonary Embolism: A Report of Three Cases
Dicle Kaymaz, Pınar Ergün, Ipek Candemir
doi: 10.5505/respircase.2016.77150  Pages 53 - 56
Romatoid artrit (RA) toplumda %1’e yakın sıklığı ile en fazla karşılaşılan inflamatuar bağ doku hastalıklarındandır. RA derin ven trombozu ve pulmoner emboli için genellikle risk faktörü olarak görülmemesine rağmen RA’lı hastalarda venöz tromboemboli (VTE) riskinin arttığı saptanmıştır. RA’sı olan ve pulmoner emboli saptanan 3 olgumuzu bu konuya dikkat çekmek amacıyla sunuyoruz.
Rheumatoid arthritis (RA) is the most commonly encountered inflammatory joint disease, affecting nearly 1% of the adult population. RA is not generally viewed as a risk factor for deep venous thrombosis and pulmonary embolism, although patients with RA are at an increased risk of venous thromboembolism. We present three cases of RA with the diagnosis to draw attention in this issue.

14.Traumatic Lung Herniation
Göktan Temiz, Suat Gezer
doi: 10.5505/respircase.2016.95867  Pages 57 - 59
Akciğer herniasyonları nadiren gözlenir. Plevra ile çevrili akciğer dokusunun göğüs duvarından protrüze olmasıyla meydana gelir. Akkiz veya konjenital orjinli olarak görülebilirler. Burada ağır kaldırma sonrasında meydana gelen akciğer herniasyon olgusu sunuldu.
Lung hernias are seen rare. It is defined as the protrusion of lung tissue covered by pleurae through in the thoracic wall. They can be either congenital or acquired in origin. Here we report a case of lung hernia due to heavy lifting.

15.Pulmonary Cystic Hamartoma
Göktan Temiz, Suat Gezer
doi: 10.5505/respircase.2016.97759  Pages 60 - 62
Pulmoner hamartom, akciğerin en sık görülen iyi huylu tümörüdür. Boyutu genellikle 4 cm’den küçüktür ve 10 cm’den büyük pulmoner hamartom nadirdir. Hava dolu kistik alanlar içeren pulmoner hamartom nadir görülen bir formdur. Bu yazıda, nadir görülmesi nedeniyle, öksürük ve nefes darlığı şikâyeti ile başvuran 56 yaşındaki pulmoner kistik hamartom olgusu sunulmuştur.
Pulmonary hamartoma is the most common benign neoplasm of the lung. Its size is usually smaller than 4 cm, and a pulmonary hamartoma larger than 10 cm is rare. Pulmonary hamartoma with air-filled cystic areas is also an unusual form. Since it is a rare condition, in this article, we reported a case of pulmonary cystic hamartoma in a 56-year-old patient admitted with a cough and breathing difficulties.

16.INTERACTIVE CASE REPORT: Intrathoracic Desmoid Tumor: A Rare Localization
Erkan Akar, Taşkın Erkinüresin, Fatin Tolga Cengiz
doi: 10.5505/respircase.2016.07269  Pages 63 - 66
Desmoid tümörler histolojik olarak benign karakterde fakat lokal agresif tümörlerdir. Fibrositler, konnektif doku fasyası ve muskuloaponörotik fibroz dokulardan gelişen nadir tümörlerdir. Toraks duvarında ender olarak rastlanır ve malign tümörler gibi tedavi edilirler. En etkili ve seçkin tedavi cerrahidir. Elli yedi yaşında bayan hastanın, şiddetli omuz ve sırt ağrısı şikâyetleri nedeni ile akciğer grafisi çektirildiğinde, sağ akciğer üst zonda normal dışı görüntü izlenmiştir. Kitlesi total eksize edilen olgunun postoperatif bir sorunu olmamış ve yedinci günde taburcu edilmiştir. Kitlenin patolojik incelemesi sonucunda tanısı desmoid tümör olarak rapor edilmiştir.
Desmoid tumors are histologically benign, however locally aggressive, tumors. They are rare tumors that develop from fibrocytes, connective tissue fascia and musculoaponeurotic fibrous tissues. They are rarely found in thoracic wall and are treated like malignant tumors. Surgery is the most effective and foremost treatment. The chest x-ray of a 57-year-old female patient, who complained of severe shoulder and back pain showed an abnormality in right lung upper zone. The mass was totally excised. The patient had no post-operative problem and was discharged on the post-operative seventh day. Based on pathologic analysis, the diagnosis was reported to be a desmoid tumor.

17.Mediastinal Castleman's Disease: A Report of Case and Review of the Literature
Göktan Temiz, Suat Gezer, Muharrem Özkaya
doi: 10.5505/respircase.2016.48569  Pages 67 - 70
Castleman hastalığı, etiyolojisi tam olarak bilinmeyen ve nadir görülen benign bir hastalıktır. Erişkinlerde sık olmasına karşılık çocukluktan itibaren her yaşta görülebilmektedir. Sıklıkla toraksa yerleşmekle beraber tüm vücutta bulunabilir. Genellikle orta ve ön mediastende
lokalizedir. Burada, teratom ön tanısıyla eksize ettiğimiz bir Castleman hastalığı olgusunu, literatür bilgileri eşliğinde sunmaktayız.
Castleman’s disease is a rare benign disease with an unknown etiology. Although it is more common in adults, it can be seen at any age starting from childhood. Although more commonly observed in the thorax, it can be found anywhere in the body. It is usually localized in the middle or anterior mediastinum. With a review of the literature, we hereby introduce a case of Castleman’s disease, excised in prediagnosis as a teratoma.

18.Sleep Respiratuar Disorder in A Child with Congenital Bone Dysplasias: A Case of Report
Melike Batum, Ayşın Kısabay, Sinem Oğuz, Bilge Oktan, Hikmet Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2016.82905  Pages 71 - 74
Akondroplazi; otozomal dominant geçiş gösteren, servikomedüller kompresyon, spinal kord enfarktları, sinir kök kompresyonları ve uykuda solunum bozuklukları gibi birçok nörolojik semptomun görüldüğü, konjenital kemik displazilerinin en sık görülen formudur. On iki yaşında akondroplazi tanısı alan olgu, horlama, uykuda nefes durması ve uykululuk hali yakınmalarıyla başvurdu. Polisomnografi tetkikinde ağır obstrüktif uyku apne sendromu saptanması üzerine iki seviyeli pozitif hava yolu basıncı desteği ile titrasyona alındı ve apne-hipopne indeksi geriledi. Hasta pozisyon ve iki seviyeli pozitif hava yolu basıncı desteği tedavisi ile taburcu edildi.
Achondroplasia is the most common form of congenital bone dysplasia, which is inherited, autosomal dominantly and characterized by cervicomedullary compression, infarction of the spinal cord, nerve root compression, and respiratory disorders during sleep. A 12-year-old patient with a diagnosis of achondroplasia was presented with complaints of snoring, sleep apnea, and lethargy. Upon finding severe obstructive sleep-apnea syndrome with polysomnography, the patient received titration with the support of two-level positive airway pressure and apneahypopnea index regressed. The patient was discharged with position and support from two-level positive airway pressure.

LETTER TO EDITOR
19.Salbutamol - İpratropium Bromür Nebülizasyonuna Bağlı Anizokori
Zülal Özbolat, Levent Özdemir, Burcu Özdemir, Merih Gül, Gülsün Gül
doi: 10.5505/respircase.2016.72621  Pages 75 - 76
Abstract |Full Text PDF

LookUs & Online Makale