e-ISSN 2147-2475
Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 10 (1)
Volume: 10  Issue: 1 - 2021

CASE REPORT
1.Vertical Transmission of COVID-19 in Children of Sero-positive Mothers to SARS-CoV-2 in Southeast Mexico: A Case Report
Diego Lopez Salinas, Fabiola Barba Leon, Liliana Rodríguez García, Maria Valeria Jimenez-Baez, Federico Garma Montiel, Maria Eugenia Sanchez Castuera
doi: 10.5505/respircase.2021.05826  Pages 1 - 7
Yenidoğanlarda potansiyel intauterin bulaş ve özellikleri hakkında çok az veri olmasında karşın, COVID-19’un klinik özellikleri, erişkinlerde ve bir yaşından küçük çocuklarda tanımlanmıştır. Epideminin başında Cancun Quintana Roo’da bölgesel bir hastanede yeni doğan bir bebekte enfeksiyon saptandı. Hastada ciddi bir komplikasyon yoktu ve yoğun bakım ihtiyacı da olmadı. SARS-Cov-2 ile enfekte olan anne hafif solunumsal semptomlar gösteriyordu. Bu tarihte SARS-CoV-2 semptomları olan 10 tane anne görülmesine rağmen, hastanede sadece bir yenidoğan pozitif olarak saptandı. Kısaca, yenidoğanlarda da SARS-CoV-2 enfeksiyonu düşünülmelidir. SARS-CoV-2 PCR pozitif yenidoğanlarda semptom olmayabilir ve SARS-CoV-2’nin yenidoğanlarda erişkinlerden daha hafif seyrettiği düşünülebilir. Dünya’da ve Latin Amerika’da henüz bir kanıt olmamasına karşın, COVID pnömonisi gelişen bir kadında vertikal intrauterin bulaş mümkün olabilir.
The clinical features of Covid-19 have been described in adults and infants younger than 1 year of age, although there is little data on the characteristics and the potential of intrauterine transmission in newborns. A case of infection was identified in a baby born in Cancún Quintana Roo, in a regional hospital at the beginning of the epidemic. The patient did not require intensive care, nor were there any serious complications. The mother was infected with SARS-CoV-2, showing mild respiratory symptoms. Although 10 mothers with symptoms of SARS-CoV-2 have been observed to date, only one case of a positive newborn has been identified in the hospital. In summary, newborns are susceptible to SARS-CoV-2 infection. The SARS-CoV-2 PCR-positive newborn had no symptoms, and so SARS-Cov2 may be considered less severe in neonates than in adults. Vertical intrauterine transmission in women who develop COVID-19 pneumonia is possible, although evidence is still lacking in Latin America and around the world.

2.Spontaneous Pneumothorax in Severe COVID-19 Pneumonia: Interventional Treatment and Risk of Transmission
Mia Elhidsi, Prasenohadi Prasenohadi, Dicky Soehardiman
doi: 10.5505/respircase.2021.58224  Pages 8 - 11
Ağır Akut Solunum Sendromu Corona Virüs 2 (SARS-CoV2) veya Corona Virüs Hastalığı 2019 (COVID-19), yüksek bulaşıcılığı olan ve hızla yayılan bir hastalıktır. Pnömoni sık görülürken, pnömotoraks gibi plevral boşluğun tutulumu nadir olarak meydana gelir. Pnömotoraks hemen bir toraks tüpü takılmasını gerektirir. Torakostomi işlemleri hassas ve hızlı bir yönetim gerektir, ancak bulaşma riskinden kaçınmak için dikkat edilmelidir. Acil servise nefes darlığı ve oksijen desatürasyonu ile gelen 49 yaşındaki bir erkek hastayı sunuyoruz. Fizik muayene ve portabl akciğer grafisinde solda pnömotoraks saptandı. Hastaya trakeal entübasyonu takiben toraks tüpü takıldı ve işlem sonrası iki saatte akciğerler ekspanse oldu. N95 maskeleri, tam göz koruması, yüz siperi ve sıvıya dayanıklı önlük dahil kişisel koruyucu ekipman (PPE) giyen iki cerrah işlemi yaptı. Toraks tüpü takılmasından iki hafta sonar cerrahların SARS-Cov2 PCR testleri negatif olarak geldi. Bu yazıda, konu ile ilgili güncel literatürlerle mevcut bulgular tartışıldı.
Severe Acute Respiratory Syndrome Coronavirus 2 (SARS-CoV2), or Coronavirus disease 2019 (COVID-19), is a highly contagious and rapidly-spreading disease. While pneumonia is a common finding, pleural space involvement, such as pneumothorax, occurs only in rare cases. Pneumothorax requires the immediate insertion of a chest tube. Thoracostomy procedures require prompt and precise management, but with caution to avoid the risk of transmission. We report here on a 49-year-old male patient who was admitted to the emergency ward with shortness of breath and oxygen desaturation. A physical examination and portable chest X-ray indicated a left pneumothorax. The patient underwent tracheal intubation followed by chest tube insertion, and the lungs inflated two hours after the procedure. The operators included two people, wearing personal protective equipment (PPE), including N95 masks, full eye protection, a face shield and a fluid-resistant gown. Two weeks following chest tube insertion, the operators underwent a SARS-CoV2 PCR examination, with negative results. This report discusses relevant findings in literature related to the current issue.

3.Bleomycin-Induced Fatal Lung Toxicity Misdiagnosed as Covid-19 Pneumonia: A Case Report
Murathan Köksal, Yasin Celal Güneş
doi: 10.5505/respircase.2021.78055  Pages 12 - 15
Bleomisin testis kanseri, lenfoma ve bazı skuamöz hücreli kanserlerin tedavisinde tercih edilen kemoterapotik bir ajandır. Bleomisine bağlı akciğer toksisitesi sık karşılaşılmakla birlikte nadiren fatal yan etkiye neden olmaktadır. Ayrıca bleomisine bağlı akciğer hasarının radyolojik görüntüleri diğer organize pnömoni paterni yapan nedenler karışabilmektedir. Bu olgu sunumunda bilinen testis kanseri tanısı olan 40 yaşında erkek hastanın, Covid 19 pnömonisi ile karışan bleomisin bağlı fatal akciğer hasarı sunulmaktadır. Hasta bu zeminde spontan fatal pnömotoraks, pnömomediasten ve pulmoner intersisyal ve subkütan amfizem gelişimi nedeniyle respiratuar arrest kaynaklı kaybedilmiştir..
Bleomycin is a chemotherapeutic agent that is preferred for the treatment of testicular cancer, lymphoma and some squamous cell carcinomas. Bleomycin-induced lung toxicity is a common, but rarely fatal side-effect, and the radiological image of which can be confused with other reasons which makes organizing pneumonia pattern. We report here on the case of a 40-year-old male patient with testicular cancer with bleomycin-induced fatal lung toxicity that was misdiagnosed as Covid-19 pneumonia. The patient suffered subsequent fatal spontaneous pneumomediastinum, pneumothorax, and pulmonary interstitial and subcutaneous emphysema, and died from respiratory failure.

4.A Case of Chronic Eosinophilic Pneumonia Confused with Covid-19 Pneumonia
Selvi Aşker, Hanifi Yıldız, Nevzat Esen, Müntecep Aşker
doi: 10.5505/respircase.2021.03764  Pages 16 - 22
Kronik eozinofilik pnömoninin (KEP) etiyolojisi tam olarak bilinmemektedir. KEPi, alveollerde ya da kanda eozinofili ile seyreden,subakut veya kronik solunumsal ya da genel semptomları olan ve akciğer radyolojisinde periferik tutulumla karekterize bir hastalıktır. Yeni koronavirüs (2019-nCoV) ile enfekte olmuş birçok pnömoni olgusu, Aralık 2019'dan beri Çin'in Wuhan şehrinde tespit edildi. HRCT, 2019-nCoV için çok hassas ve kullanışlı bir tarama aracıdır. Yeni koronavirüs pnömonisinin radyolojik görünümü kendine has özellikleri olmakla birlikte yaygın viral pnömoniden çok farklı değildir. Genellikle buzlu cam (% 85.7) ve düzensiz konsolidasyona (% 19.0) benzeyen yamalı ya da bölgesel opasiteler ile kendini gösterir. Lezyonlar esas olarak subplevral bölgede bulunur. Burada nefes darlığı, öksürük, ateş ve COVID-19'a benzer klinik ve radyolojik tablo ile başvuran bir KEP olgusu sunulmaktadır.
The etiology of chronic eosinophilic pneumonia (CEP) is not precisely known, although its characteristic features include eosinophilia, involving alveoli or blood; subacute or chronic respiratory and general symptoms; while chest radiological imaging shows peripheral pulmonary infiltrates. Many cases of pneumonia associated with the new coronavirus (2019-nCoV) were detected in Wuhan, China starting in December 2019. HRCT is a highly sensitive and convenient screening tool for 2019-nCoV. The radiological appearance of the new coronavirus pneumonia is not very different from that of the common viral pneumonia, but it has some unique features. It usually manifests with patchy or punctuate opacities resembling ground glass (85.7%), and patchy consolidation (19.0%), and the lesions are mainly located in the subpleural area. Here we present a case of CEP who presented with shortness of breath, cough, fever, and a clinical and radiological picture similar to COVID-19.

5.A Rare Case of Pulmonary Infection: Endobronchial Actinomycosis
Serhat Özgün, Büşra Yaprak Bayrak, Tuba Çiftçi Küsbeci, Ahmet Ilgazlı
doi: 10.5505/respircase.2021.59354  Pages 23 - 26
Pulmoner aktinomikozis, aktinomiçes türlerinin neden olduğu, nonspesifik klinik ve radyolojik bulguları olması nedeni ile tanı konulmasında güçlük yaşanan bakteriyel bir hastalıktır. Elli dokuz yaşında kadın hasta, son bir yıldır devam eden öksürük ve beyaz renkli balgam şikâyeti ile başvurdu. Burada, fiberoptik bronkoskopide sağ alt lob bazal segmentleri obstrükte eden, endobronşial lezyon görülen ve transbronşiyal biyopsi ile tanı konulan endobronşiyal aktinomikoz olgusu, nadir görülmesi nedeniyle sunuldu.
Pulmonary actinomycosis is a bacterial disease that can be difficult to diagnose due to its nonspecific clinical and radiological findings caused by actinomyces. A 59-year-old female patient presented with a history of coughing and white sputum for the last one year. Here, we present a rare case of endobronchial actinomycosis with an endobronchial lesion obstructing the basal segments of the right lower lobe, diagnosed from a transbronchial biopsy taken during a fiberoptic bronchoscopy.

6.A Case of Severe H1N1 Pneumonia Complicated with Spontaneous Pneumomediastinum and Pneumothorax
Fatoş Kozanlı, Özlem Güler
doi: 10.5505/respircase.2021.71677  Pages 27 - 30
Erişkinlerde infuenza A ile ilişkili spontan pnömomediastinum ve spontan pnömotoraks olguları oldukça nadirdir. Olgumuz acil servise yüksek ateş, ciddi dispne, öksürük ve bilinç değişikliği ile başvuran 33 yaşında bir kadındı. Akciğer grafisi ve bilgisayarlı toraks tomografisinde pnömomediastinum ve bilateral pnömotoraks tespit edildi. Nazal sürüntü ve trakeal aspirasyon örneklerinde H1N1 virüsü tespit edildi. Klinisyenler literatürde görülmeye başlayan Influenza A’nın bu nadir komplikasyonu hakkında dikkatli olmalıdırlar.
Cases of spontaneous pneumomediastinum and spontaneous pneumothorax related with influenza A (H1N1) infection in adults are quite rare. The case presented here was a 33-year old female patient admitted to the emergency room with high fever, severe dyspnea, cough and altered consciousness. Pneumomediastinum and bilateral pneumothorax were detected on a chest roentgenogram and thoracic computerized tomography imaging. The H1N1 virus was identified in a nasal smear and in tracheal aspirate samples. Clinicians should be aware of this rare complication of the Influenza A virus that has started to be seen in literature.

7.Aripiprazole-Induced Pulmonary Toxicity in a Patient with Obsessive-Compulsive Disorder
Fatma Selen Ala, Mustafa Emre Duygulu, Nurhan Köksal, Tibel Tuna
doi: 10.5505/respircase.2021.10437  Pages 31 - 35
Obsesif-kompulsif bozukluk tanısı olan 33 yaşında erkek hasta acil servise, ateş, öksürük, balgam ve giderek artan nefes darlığı ile başvurdu. Fizik muayenesinde dispneik ve ortopneik idi. Dinlemekle bilateral akciğer orta ve basallerde ralleri mevcuttu. Oda havasında oksijen saturasyonu %84 idi. Direkt akciğer grafisi ve toraks bilgisayarlı tomografisinde her iki akciğerde yaygın parankimal infiltrasyon ve konsolidasyon alanları mevcuttu. Hikayesinde obstrüktif uyku apne sendromu için CPAP ve obsessif –kompulsif bozukluk nedeniyle de aripipirazol kullandığı öğrenildi. Hasta pnömoni ön tanısıyla yoğun bakıma yatırılarak seftriakson 2 gr/gün, klaritromisin 2x500 mg ve oseltamivir 2x75 mg tedavisi başlandı. Yapılan kan ve balgam kültüründe üreme olmadı. Viral markırları ve procalsitonin negatif geldi. Bunun üzerine metil prednisolon 40 mg/gün başlandı. Steroid tedavisinden sonra kliniği hızla düzeldi. Yatışının 8. günü hasta ayaktan takip edilmek üzere önerilerle taburcu edildi. Obsessif- kompulsif bozukluk için tedavisine 1 ay önce aripipirazol eklenmiş ve şikayetleri bu ilaç değişikliğinden 20 gün sonra başlayarak giderek şiddetlenmiş olduğu öğrenildi. Bu nedenle klinik tablo aripiprazole bağlı akciğer toksisitesi olarak değerlendirildi.
A 33-year-old male patient with a diagnosis of obsessive-compulsive disorder applied to the emergency department with fever, cough, sputum and increasing shortness of breath. A physical examination revealed the patient to be dyspneic and orthopneic. Bilateral rales were present in middle and basal lung areas. Oxygen saturation in room air was 84%. Diffuse parenchymal infiltration and consolidation areas were noted in a posteroanterior chest X-ray and a thorax computerized tomography. The patient’s history revealed that the patient used a CPAP machine due to obstructive sleep apnea syndrome and aripiprazole, related to his obsessive-compulsive disorder. The patient was hospitalized in the intensive care unit with a preliminary diagnosis of pneumonia and treated with ceftriaxone 2 gr/day, clarithromycin 2x500 mg and oseltamivir 2x75 mg. Blood and sputum cultures, viral markers and procalcitonin were negative, and so methylprednisolone 40mg/day was started. The patient’s clinical condition improved rapidly after treatment with steroids, and he was discharged on the 8th day after admission, with recommendations for ambulatory care. It was learnt that aripiprazole had been added to his treatment for obsessive-compulsive disorder 1 month earlier, and that his complaints had started and gradually intensified 20 days after this change in medication. The patient’s clinical picture was assessed as lung toxicity caused by aripiprazole.

8.Thrombocytopenia as First Manifestation of Acute Massive Pulmonary Embolism
Nai-Chien Huan, Kang Yang Ng, Khai Lip Ng, Jamalul Azizi Abdul Rahaman
doi: 10.5505/respircase.2021.36449  Pages 36 - 40
Masif pulmoner emboli (PE) hayatı tehdit eden medikal bir durumdur. Bazen, masif PE geçiren hastalarda, eşlik eden bir trombositopeni görülebilir. Sol femurda ağrı ve hareket kısıtlığına neden olan subperiostal apseli osteomiyeliti bulunan 64 yaşındaki kadın hasta yatırıldı. Altta yatan trombofili veya maligniteyi düşündüren bir bulgusu yoktu. Yatışın beşinci gününde, vasopresör desteği ve entübasyon gerektiren akut bir solunum sıkıntısı ortaya çıktı. Pulmoner tomografik angiografide, sol inen pulmoner arter ve sol ana pulmoner arterde masif bir pulmoner emboli görüldü. Öncesinde heparin kullanmamasına rağmen açıklanamayan trombositopeni gelişti. Trombolitik tedavi ihtiyacı olmasına rağmen, bu tedavi kontrendike idi. Multidisipliner bir toplantıda cerrahi embolektomi öncesi trombosit sayısını düzeltme kararı alındı. Ancak hasta iki gün içinde kaybedildi. Açıklanamayan bir trombositopeni masif PE için tek ipucu olabilir. Klinisyenlerin, erken tanı ve daha iyi sonuçlar elde etmeleri için dikkatli olmaları gerekir.
Massive acute pulmonary embolism (PE) is a life-threatening medical condition. Occasionally, patients experiencing a massive PE may develop concurrent thrombocytopenia. A 64-year-old female was admitted for left femur osteomyelitis with a sub-periosteal abscess that was causing pain and immobility. There were no indications suggesting underlying thrombophilia or malignancy. On day 5 of admission, the patient developed acute onset respiratory distress, necessitating intubation and vasopressor support. A computed tomography pulmonary angiogram revealed a massive PE involving the left main trunk and left ascending pulmonary artery. The patient had experienced an unexplained worsening thrombocytopenia that despite without heparin use previously. There was clear indication for thrombolysis, but the treatment was contraindicated. After a multidisciplinary meeting it was decided to optimize platelet counts prior to the performance of a surgical embolectomy, however the patient succumbed 2 days later. The unexplained thrombocytopenia could be the only clue for massive PE. Clinicians should remain vigilant to ensure early diagnosis and improved outcomes.

9.Evaluation of fitness for work in a Case with COPD
Merve Atik, Ayse Coskun Beyan, Arif Hikmet Çımrın
doi: 10.5505/respircase.2021.05668  Pages 41 - 46
Günümüzde çalışan nüfusun, yaklaşık %25’inde en az bir kronik hastalık vardır. Bu nedenle “işe uygunluk kavramı” oldukça önem taşımaktadır. Bu yazıda kronik obsrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tanısı ile iş ve meslek hastalıkları kliniğimize başvuran bir çalışanın, işe uygunluk süreci; detaylı iş analizi ve ileri fonksiyonel inceleme ile birlikte değerlendirilmiştir. İki yıldır KOAH tanısı olan 39 yaşında erkek, jant fabrikasında çalışmaktaydı. Yapılan kardiyopulmoner egzersiz testi ve iş analizi sonucunda yaptığı işin enerji gereksiniminin, olgunun kabul edilebilir limit değerlerinin üzerinde olduğu belirlendi. Ortamdaki toz ve metal dumanının da KOAH alevlenmesine ve progresyonuna katkısı olabileceği düşünüldü. Tanımlanan risklerden uzak kalacak ve kardiopulmoner kapasitesine uygun şekilde iş modifikasyonu yapılması önerildi. İşe uygunluk değerlendirmesi, iş ve meslek hastalıkları uzmanları başta olmak üzere pek çok disiplinin bir arada çalışmasının gerektiği, çalışanın sağlığı ve işin devamını korumayı amaçlayan önemli bir alandır.
Today, approximately 25% of the working populations have at least one chronic disease, and so the delineation “fitness for work” is quite important. The process for the evaluation of fitness for work is evaluated in this paper, alongside a detailed work analysis and a further functional evaluation of an employee who presented to our work and occupational illnesses clinic with a diagnosis of chronic obstructive pulmonary disease (COPD). A 39-year-old male with the diagnosis of COPD, who was employed at a rim factory, was subjected to a cardiopulmonary exercise test, and a work analysis revealed that the energy requirement of the work was above the acceptable limits for the case. The smoke, dust and metal identified in the environment were thought to contribute to the exacerbation and progression of COPD. Modifications to the patients work to suit his cardiopulmonary capacity, and reducing the defined risks was suggested. Evaluating work compatibility is an important area of study requiring the collaboration of many disciplines, and occupational disease specialists in particular, with the am being to protect the health of the workforce and the continuity of works.

10.Hybrid Congenital Lung Malformation with Difficulty in Diagnosis and Treatment: Congenital Cystic Adenoid Malformation and Pulmonary Sequestration Co-existence
Bengisu Arabacı, Kenan Can Ceylan, Nur Yücel, Seyda Ors Kaya
doi: 10.5505/respircase.2021.20092  Pages 47 - 50
Akciğerin konjenital anomalileri bronkopulmoner sistemin tüm bileşenlerinden kaynaklanabilir. Konjenital lober amfizem, bronkojenik kist, konjenital kistik adenoid malformasyon (KKAM) veya pulmoner sekestrasyon (PS) bronkopulmoner malformasyonlardır. KKAM ve PS birlikte çok nadir görülmektedir. Solunum sıkıntısı, tekrarlayan enfeksiyonlar gibi komplikasyonlar nedeniyle çoğu antenatal veya postnatal dönemde tanı almaktadır. Erişkin yaşa kadar tanı ve tedavisinde sorunlar yaşanan bir olgu, ileri tanı ve tedavi amaçlı kliniğimize yönlendirildi. Tetkik ve değerlendirmeler sonrasında kliniğimizde ikinci kez operasyon yapıldı. Çok nadir görülen KKAM ve PS birlikteliği (hibrid konjenital malformasyon) saptanan olguyu literatür eşliğinde sunmayı amaçladık.
Congenital abnormalities of the lung can manifest in any component of the bronchopulmonary system. Congenital lobar emphysema, bronchogenic cyst, congenital cystic adenoid malformation (CCAM) or pulmonary sequestration (PS) are just some of the many kinds of malformations of the lung. The co-existence of CCAM and PS is a very rare condition. Due to such complications as dyspnea or recurrent infection, most malformations are diagnosed antenatally or in the immediate postnatal period. The present case was not diagnosed until late adolescence, and the patient was subsequently referred to our clinic after undergoing a previous operation. After examinations and a preoperative evaluation, a second operation was performed. We present to literature a very rare case of co-existing CCAM and PS (hybrid lung malformation).

11.Langerhans Cell Histiocytosis in the Chest Wall
Muharrem Çakmak, Adile Ferda Dağlı
doi: 10.5505/respircase.2021.30164  Pages 51 - 54
Langerhans Hücreli Histiyositoz (LCH), Langerhans hücrelerinin neoplastik olmayan bir proliferasyonudur. Erişkinlerde insidansı milyonda 1-2 'dir. Pediatrik bir hastalık olarak kabul edilir. Kot tutulumu çok nadirdir. Çalışmamızda, kotta yerleşim gösteren 33 yaşındaki LCH olgusunu sunuyoruz.
Langerhans Cell Histiocytosis (LCH) refers to a non-neoplastic proliferation of Langerhans cells with an incidence in the adult population of 1–2 per million. It is considered a pediatric disease, and while rib involvement is very rare, we report here on a 33-year-old patient with LCH located in the rib.

12.A Rare Cause of Pneumomediastinum: Foreign Body Aspiration
Tolga Semerkant, Hıdır Esme, Celebi Kocaoglu
doi: 10.5505/respircase.2021.53325  Pages 55 - 58
Pnömomediastinum mediastende hava bulunmasıyla karakterize bir durumdur. Non-travmatik pnömomediastinum çocuklarda nadir olarak görülmektedir ve en sık sebebi, astım olmakla beraber, özellikle 3 yaş altı çocuklarda yabancı cisim aspirasyonu akılda tutulmalıdır. Bu tür olgularda kliniği belirleyen dispnenin derecesidir. Dispne kliniği belirginse rijit bronkoskopi öncesi fasiotomi açılmalı ve mediastinal kompresyon azaltılmalıdır. Burda, 2 yaşında yabancı cisim aspirasyonuna bağlı pnömomediastinumla gelen bir olguda, neler yapılması gerektiğini literatür eşliğinde sunuyoruz.
Pneumomediastinum is characterized by the presence of air in the mediastinum. Non-traumatic pneumomediastinum is rarely seen in children, and while the most common cause is asthma, foreign body aspiration should be considered in children younger than 3 years of age. The determinant of the clinical picture in these cases is the severity of dyspnea. Fasciotomy should be performed prior to rigid bronchoscopy, and mediastinal compression should be decreased in the presence of a marked dyspnea. Here, we present the case of a 2-year-old patient with pneumomediastinum secondary to foreign body aspiration, and discuss the alternative approaches to such cases in the light of literature findings.

13.Malignant Peripheral Nerve Sheath Tumor Related to Diffuse Neurofibroma of Chest Wall
Muharrem Çakmak, İsmail Demirel
doi: 10.5505/respircase.2021.04696  Pages 59 - 62
Malign periferik sinir kılıfı tümörü yumuşak doku tümörlerinin %5-10’unu oluşturur. Bu tümörler Nörofibromatozis tip 1 ile yakından ilişkilidir. Farklı lokalizasyonlarda birçok olgu bildirilmiş olsa da göğüs duvarı yerleşimli diffüz nörofibroma zemininde gelişen malign periferik sinir kılıfı tümörü son derece nadirdir. Bu çalışmada, göğüs duvarı yerleşimli diffüz nörofibroma zemininde gelişen malign periferik sinir kılıfı tümörünü sunuyoruz.
Malignant peripheral nerve sheath tumors account for 5–10% of all soft tissue tumors. These tumors are closely related with Neurofibromatosis type 1. Although many such tumors have been reported in different locations, malignant peripheral nerve sheath tumors arising from diffuse neurofibroma located in the chest wall are extremely rare. In the present study we report on a malignant peripheral nerve sheath tumor arising out of a diffuse neurofibroma of the chest wall.

14.Thoracic Splenosis
Hüseyin Fatih Sezer, Tuba Çiftçi Küsbeci, Ahmet Hamdi Ilgazlı
doi: 10.5505/respircase.2021.43043  Pages 63 - 66
Vücudun birçok yerine dalak dokusunun yayılması ototransplantasyon splenosis olarak tanımlanır. Edinsel ve nadir bir durumdur. Diyafragma laserasyonuna bağlı olarak dalak dokusunun toraks içine fokal yayılımı torasik splenosis olarak adlandırılmaktadır. Sol hemithoraxta birden fazla plevral bazlı nodül olarak görülür. Genellikle dalak yaralanması ve sol diyafragmatik rüptür kombinasyonuna neden olan künt travma sonrasında ortaya çıkar. Çalışmamızda, 14 yıl önce ateşli silah yaralanması sonrası nedeniyle splenektomi yapılmış 18 yaşındaki erkek hastada gelişen intratorasik splenozis olgusunu sunuyoruz.
The spread of spleen tissue through different parts of the body is referred to as autotransplantation splenosis, and is an acquired and rare condition. The focal spread of splenic tissue into the thorax due to diaphragm laceration is referred to as thoracic splenosis, and may present as more than one pleural nodule in the left hemithorax. It usually occurs after a blunt trauma causing a combination of spleen injury and left diaphragmatic rupture. In the present study, we present a case of intrathoracic splenosis in an 18-year-old male patient who had undergone a splenectomy 14 years earlier after suffering a gunshot wound.

LookUs & Online Makale