e-ISSN 2147-2475
Respiratory Case Reports - Respir Case Rep: 6 (1)
Volume: 6  Issue: 1 - February 2017

CASE REPORT
1.Carina at the Carina: Spirometry Leading to the Diagnosis of an Unusual Foreign Body within the Tracheobronchial Tree
Fahed Abdullah, Ghouse Ahmed Khan, Sandeep Saboo, Raheem Hussain, Ashfaq Hasan
doi: 10.5505/respircase.2017.61587  Pages 1 - 4
Akciğerdeki yabancı cisimlerin tanısı zor olabilmek-tedir. Bunlar tanıda karışıklığa yol açıp beklenmedik semptomlara da neden olabilirler. Solunum fonksi-yon testi (SFT), bazı artefaktlardan dolayı yanıltıcı olsa da, bir ana bronştaki obstrüksiyonun ipucunu bazen bizlere verebilmektedir. SFT sonrası bronkoskopi endikasyonu koyduğumuz ve trakeobronşial ağaçta beklenmedik bir yabancı cisim saptadığımız olguyu sunuyoruz.
Foreign bodies in the lung can be difficult to diagnose. They may result in unusual symptoms leading to confusion about the diagnosis. Spirometry can sometimes provide a clue to a mainstem obstruction, although it may be compromised by artifacts. Herein, we present a case of an unusual foreign body within the tracheobronchial tree, for which spirometry provided the indication for bronchoscopy.

2.Tuberculous Meningitis in Two-Year-Old Male Boy: Evidence of Recent Transmission from Mother to Baby
Shital PATIL, Nilesh Nagargoje, C. R. Choudhary
doi: 10.5505/respircase.2017.70783  Pages 5 - 11
Tüberküloz menenjit, pediatrik ve geriatrik olgularda en sık görülen santral sinir sistemi enfeksiyonudur. Pediatrik olgular, basil yayan erişkin tüberküloz hastaları ile yakın temas sonucu hasta oldukları için aktif erişkin tüberküloz olgularının tanı ve tedavilerinin yapılması ile çocukların bu hastalıktan korunması mümkün olabilir. Çocukluk çağında yapılan BCG aşılanması ile akciğer dışı ve yaygın tüberkülozdan çocukların korunduklarına dair anlamlı veri-ler bulunmasına rağmen, halen aşılama rutin olarak yapılmamaktadır. Bu olgu sunumunda, gelişme geriliği ve konstitüsyonel semptomları olan ve yaygın akciğer dışı tüberkülozun menenjit formunda ortaya çıktığı, iki yaşındaki çocuk sunulmuştur. Çocuğun tüberküloz yakın teması olarak annesinin yayma pozitif akciğer tüberkülozu olduğu ve antitü-berküloz tedavi aldığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, Hindistan’da, tüm yeni doğanlara BCG aşısı yapılmasını ve yayma pozitif akciğer tüberkülozlu erişkinlerin temaslılarının tüberkülin testinin yapılarak isoniyazid proflaksisine alınmasını tavsiye ediyoruz.
Tuberculous (TB) meningitis is the commonest in-fectious disease of central nervous system in pediatric and geriatric cases. Tuberculosis can be prevented in children by diagnosing and treating cases of active TB amongst adults, as pediatric cases always acquire it passively from household contact of adults suffering from TB as disease in adults is multibacillary. Although significant data is available for the prevention of childhood extra-pulmonary and disseminated TB, offering them Bacillus Calmette-Guerin (BCG) vaccination, it is still not routinely offered during vaccination. In this case report, a two-year child with a history of failure to thrive and constitutional symptoms diagnosed with disseminated extra-pulmonary TB presenting as TB meningitis with a history of contact with the mother suffering from active sputum positive pulmonary TB receiving anti-TB treatment. In conclusion, we recommend BCG vaccination to all newborns, and tuberculin skin testing and isoniazid prophylaxis to the contact of adults with sputum positive pulmo-nary TB cases in India.

3.Transfusion Related Acute Lung Injury After Iatrogenic Intrabdominal Bleeding: A Case Report
Mehmet Asıl, Ramazan Dertli, Murat Bıyık, Hüseyin Ataseven, Hakkı Polat, Ali Demir
doi: 10.5505/respircase.2017.27880  Pages 12 - 15
Birçok hastanın çeşitli nedenlerle kan transfüzyonuna ihtiyacı olmaktadır. Transfüzyonla ilişkili akut akciğer hasarı (TRALI) hayati risk taşıyabilen önemli bir komplikasyon olup transfüzyonla ilişkili ölümlerin en sık nedenidir. TRALI bir tür akut non-kardiyojenik akciğer ödemi tablosudur. TRALI tanısı Ulusal Kalp-Akciğer ve Kan Enstitüsü Çalışma Gurubu (NHLBI) ya da Kanada Konsensus Toplantısı Kriterleri'ne göre konur. Tanı için akut hipoksi gelişimini gösteren parsiyel arteryel oksijen basıncının, solunan havanın fraksiyonel oksijen konsantrasyonuna oranının 300 mmHg'nın altında olması ya da oda havası solurken oksijen satürasyonunun <%90 olması parametreleri ile akciğer grafisinde bilateral infiltrasyon varlığı ve volüm yüklenmesi bulgularının olmaması gereklidir. Burada, tanısal parasentez sonrası iyatrojenik intra-abdominal kanama gelişen ve taze donmuş plazma transfüzyonuna bağlı TRALI ortaya çıkan bir olgu sunulmuştur.
Many patients need transfusion of blood products for various reasons. Transfusion-related acute lung injury (TRALI) is an important and potentially fatal complication which is the leading cause of transfusion-related deaths. It is a form of acute non-cardiogenic pulmonary edema. It can be diag-nosed according to the National Heart Lung and Blood Institute (NHLBI) Working Group or the Canadian Consensus Conference criteria. Diagnosis requires an acute onset of hypoxemia with a ratio of partial pressure of arterial oxygen to fractional inspired oxygen concentration (PaO2/FiO2) less than 300 mmHg or oxygen saturation of ≤90% in room air associated with bilateral infiltrates on frontal chest radiograph in the absence of signs of circulatory overload. Herein, we present a 59-year-old male case with iatrogenic intra-abdominal bleeding due to paracentesis who developed TRALI following fresh frozen plasma transfusion.

4.An Aspiration of Cocklebur (Xanthium strumarium) Showing Impaired Swallowing Reflex in a Patient with Chronic Obstructive Pulmonary Disease
Hikmet Çoban, Adil Can Güngen, Yusuf Aydemir, Hasan Düzenli, Cahit Bilgin, Canatan Taşdemir
doi: 10.5505/respircase.2017.87004  Pages 16 - 19
Son iki yıldır geçmeyen öksürük şikâyeti olan kronik obstrultif akciğer hastalığı (KOAH) tanılı hastada, sağ alt zonda atelektazi izlenmesi üzerine yapılan bronkoskopide pıtrak tohumu (Xanthium strumarium) aspirasyonu tesbit edildi. Solunum sistemi için hacimce büyük, dikensi çıkıntıları olan bir yabancı cismi, hastanın farkında olmadan aspire etmesini, KOAH’lı hastalarda yutma refleksindeki bozulmayı gösteren, dramatik bir örnek olduğu için sunuyoruz.
A 64-year-old male patient who was under follow-up for chronic obstructive pulmonary disease (COPD) for 10 years was admitted with persistent cough for the past two years. Bronchoscopy due to atelectasis of the right lower lobe showed aspiration of common cocklebur (Xanthium strumarium). Herein, we present the dramatic case of COPD with accidental aspiration of a foreign body with spiny projections, which was large for the respiratory system and resulted in impaired swallowing reflex.

5.An Isolated Tracheal Papilloma: A Case Report
Ceyda Anar, Onur Fevzi Erer, Melike Yüksel Yavuz, Nur Yücel
doi: 10.5505/respircase.2017.55376  Pages 20 - 24
Öyküsünden on paket/yıl sigara içicisi ve çocukluk çağında geçirdiği menenjit sonrasında uzamış entübasyona bağlı trakeostomi açıldığı öğrenilen 32 yaşında erkek hasta, hemoptizi ve nefes darlığı yakınması ile başvurdu. Toraks bilgisayarlı tomografisinde trakeal duvardan trakeal lümenin sağ tarafına doğru uzanan 6X9 mm çapında yumuşak doku izlendi. Rijid bronkoskopisinde iki ayrı lezyon görüldü. Trakea ikinci halka hizasında anteriorda 1 cm’lik alanda pasajı %90 daraltan granülasyon dokusu gözlendi. Yaklaşık 3 cm sonra orta bölüm posteriorda 2-3 cm’lik alanda kanamaya meyilli, üzüm salkımı şeklinde bir kitle izlendi. Bu lezyondan 3 cm sonraya kadar trakea normal idi. Lezyonlara elektrokoter, argon plazma koagülasyon, rezektör balon dilatasyon ve desobstrüksiyon yapıldı. Patoloji sonucu papillom ile uyumlu olarak geldi. Uzun süre trakeostomi öyküsü olan, hemoptizi ve obstrüktif semptomlarla başvuran hastalarda trakeal papillomatozisden şüphelenilmelidir.
A 32-year-old male patient with a history of 10-pack-year smoking and prolonged intubation due to childhood meningitis was admitted with hemoptysis and dyspnea. Thoracic computed tomography showed that a 6x9-mm soft tissue lesion, extending from the tracheal wall of the right tracheal lumen. The rigid bronchoscopy revealed two separate lesions: the first one was a 1-cm granulation tissue located at the anterior tracheal wall at the level of second tracheal ring, and there appeared a 2 to 3-cm grape-like fragile lesion 3-cm below the first lesion. The lesions were resected with electrocautery and Argon plasma coagulation, and treated with balloon dilatation. The histopathological diagnosis was reported as a tracheal papilloma. Clinicians must have a high index of suspicion for tracheal papillomatosis in patients with hemoptysis and obstructive symptoms along with a tracheotomy history.

6.A Soft Tissue Aneurysmal Bone Cyst in Thoracic Cavity
Tuba Canpolat, Filiz Bolat, Nebil Bal
doi: 10.5505/respircase.2017.32657  Pages 25 - 28
Primer anevrizmal kemik kistleri; çocuk ve genç erişkin dönemde, tipik olarak uzun kemikler ve vertebra gövdesinde görülen, benign, lokal agresif ve genişleyebilen tümörlerdir. Yumuşak dokudan kaynaklanan anevrizmal kemik kistleri oldukça nadirdir ve literatürde toraksik kavite içinde yumuşak dokudan kaynaklanan kemik kisti yalnızca bir olguda bildirilmiştir. Çoğunlukla torasik kavite anevrizmal kemik kistleri kosta ile ilişkilidir. Bu makalede, 15 yaşında erkek çocukta saptanan ve toraks boşluğunda gelişen, yumuşak dokunun primer anevrizmal kemik kisti sunulmuştur. Olgu radyolojik olarak öncelikle kist hidatik olarak düşünülmüş, mikroskobik bulguları ile klasik anevrizmal kemik kisti ile uyumlu bulunmuştur. İntratorasik yerleşimli, kemik ile ilişkisi olmayan anevrizmal kemik kisti olgusu son derece nadirdir, bu olgunun yumuşak doku kaynaklı olduğu ancak radyolojik ve patolojik verilerinin birlikte değerlendirilmesi ile belirlenebilir.
Objective primary aneurysmal bone cyst is a benign, locally aggressive and expansive tumor that typically occurs in long bones or vertebral bodies of children and young adults. Aneurysmal bone cysts originating from the soft tissue are extremely rare, and there has been only one case of soft tissue aneurysmal bone cyst located in the thoracic region. Almost all cases of intrathoracic aneurysmal bone cyst are associated with ribs. We describe a case of primary aneurysmal bone cyst of the soft tissue in the thoracic cavity of a 15-year-old boy. Although initially the tumor was considered cyst hydatid on radiological imaging, microscopic features of the tumor were identical to those of classical aneurysmal bone cyst. Intrathoracic aneurysmal bone cyst, an associated with ribs is extremely rare, due to aneurysmal bone cyst originating from the soft tissue of thoracic cavity, however, radiological and pathological data along with the evaluation can be diagnosed.

7.Pulmonary Nocardiosis: An Unusual Cause of Pulmonary Cavitations
Mutlu Kuluöztürk, Figen Deveci, Erdal İn, Gamze Kırkıl, Teyfik Turgut, Sercan Şimşek
doi: 10.5505/respircase.2017.43765  Pages 29 - 35
Nokardiyoz, oldukça nadir görülen ve özellikle immünsüpresif olgularda ortaya çıkan fırsatçı bir enfeksiyondur. Ancak enfekte olan olguların yaklaşık üçte birinin immün sisteminin normal olduğu bilinmektedir. Nokardiyozun klinik tablosu çok geniş bir yelpazede oluşmakta ve bu nedenle diğer enfeksiyonlar hatta maligniteler ile bile karışabilmektedir. Patognomonik bulgusu, semptom ve radyolojik özellikleri olmayan bu hastalığın tanısı bazen güç olabilmektedir. Herhangi bir immünsüpresif hastalık ya da tedavi öyküsü olmayan olgumuz, nefes darlığı, halsizlik ve ateş yakınmaları ile başvurdu. Kliniğimize pnömoni ve parapnömonik efüz-yon ön tanıları ile yatırıldı. Başlangıçta non-spesifik antibiyotik tedaviye yanıt vermesine rağmen, tekrarlayan pnömoni, beraberinde sağ kolda vena sefalica ve vena basilicada trombüs ile seyreden pulmoner nokardiyazis olgusu, nadir görülmesi ve tanı koymadaki zorluklar nedeni ile sunulmuştur.
Nocardiosis is an uncommon opportunistic infection which particularly seen in immunosuppressed patients, although approximately one-third of infected patients are immunocompetent. It has a broad range of clinical presentations and may present similarly to several other infections and malignancies. The diagnosis can be challenging due to the lack of pathognomonic signs, symptoms, and radiological findings. Herein, we report a rare case of pulmonary nocardiosis in a patient who had a thrombus in the right arm vena cephalica and vena basilica of the right arm and was admitted with dyspnea, weakness, and fever without any immunosuppressive disease or treatment. The patient was hospitalized with a preliminary diagnosis of pneumonia and parapneumonic effusion, and responded to antibiotherapy.

8.A Case Report with a Considerably Delayed Diagnosis of Immunodeficiency: Good's Syndrome
Soner Umut Küver, Fatma Tokgöz Akyıl, Ercan Nain, Meltem Çoban Ağca, Ayça Kıykım, Aylin Güngör, Tülin Sevim
doi: 10.5505/respircase.2017.48243  Pages 36 - 40
Good’s sendromu (GS), timoma ve immün yetmez-liğin birlikteliği ile karakterize oldukça nadir bir hastalıktır. Altmış altı yaşında kadın hasta alt solunum yolu enfeksiyonu ve hipoksemik solunum yetmezliği tanılarıyla kliniğimize yatırıldı. On iki yıl önce mediastinal kitle nedeniyle opere edilmiş ve iyi diferansiye timik karsinom saptanmıştı. Son yıllarda sık alt solunum yolu enfeksiyonları öyküsü mevcuttu. Eski akciğer görüntülemelerinde tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarını düşündüren bronşektazi, peribronşial kalınlaşmalar ve yer değiştiren nodüller saptandı. Hastanın öyküsü, klinik ve radyolojik bulguları sonucunda immün yetmezlik ön tanısı ile istenen immünglobulin (Ig) paneli ve lenfosit aktivitesi değerlendirmesinde, IgG seviyesi ve T lenfosit aktivitesinde düşüklük saptandı ve timoma ve immün yetmezlik birlikteliği olarak ‘Good’s sendromu’ tanısı konuldu. On dört gün antibiyoterapi sonunda düzelme sağlanan hasta immünoloji kliniğine yönlendirilerek taburcu edildi. İmmünoloji tarafından intravenöz immünglobulin ve proflaktik trimetoprim sulfametoksazol tedavisi başlanan hastanın enfeksiyon atakları azaldı. Tedavinin ikinci yılında stabil olarak takip edilmektedir.
Good’s syndrome is a rare disease which is char-acterized by association of a thymoma and immunodeficiency. A 66-year-old woman was admitted with the diagnosis of lower respiratory tract infection and hypoxemic respiratory failure. Twelve years ago, she was operated for a mediastinal mass, and a well-differentiated thymic carcinoma was detected. She had a history of frequent recurrent lower respiratory tract infections. There were bronchiectasis, peribronchial thickening, and migratory nodules in past chest radiographs, suggesting recurrent pulmonary infections. Immunoglobulin (Ig) panel and lymphocyte activity were assessed with a preliminary diagnosis of immune deficiency. De-creased IgG levels and T lymphocyte activity were detected, and she was diagnosed with Good's syndrome. The patient showed clinical improvement at the end of a 14-day antibiotic therapy and was discharged to be referred to the immunology clinic. The infection episodes were reduced follow-ing intravenous immunoglobulin treatment, and prophylactic sulfamethoxazole trimethoprim treatment was initiated by the immunology clinic. She is still stable in the second year of follow-up.

9.Co-incidence of Echinococcus alveolaris and Echinococcus granulosus in the Lung: A Rare Case
Berna Akıncı Özyürek, Yurdanur Erdoğan, Sertaç Büyükyaylacı Özden, Funda Demirağ, Hatice Esra Özaydın, Erkmen Gülhan
doi: 10.5505/respircase.2017.38268  Pages 41 - 44
Altmış bir yaşında erkek hasta, çekilen toraks bilgi-sayarlı tomografisinde her iki akciğerde spiküler uzanım ve bazıları kaviter özellik gösteren çok sayıda nodülleri olması nedeni ile ileri tetkik amaçlı yönlendirilmişti. Çekilen PET-BT'de sol akciğerde nodüler dansite artımlarına ait artmış metabolik aktivite tutulumları (SUVmax: 4.68), mediastende düşük metabolik aktivite tutulumu olan lenfadenopatiler saptandı. Hastaya transtorasik kesici iğne biyopsisi yapıldı, fakat tanısal olmadı. VATS ile sol alt ve üst lobdan wedge biyopsisi yapıldı. Biyopsi sonucu ekinokokkus alveolaris olarak geldi. Hastaya albendozol tedavisi başlandı. Tedavi amaçlı olarak sol retorakotomi yapıldı. Sol üst ve alt lobdan Wedge rezeksiyon ve kist membran eksizyonu yapıldı. Patoloji sonucu ekinokokkus alveolaris ve granülosus birlikteliği olarak raporlandı. Ekinokokkus alveolaris ve granülosus birlikteliği nadiren görülmektedir. Olgumuzu akciğerde bu birlikteliğin görülmesi ve farklı radyolojik görünümü nedeni ile sunmayı amaçladık.
A 61-year old male patient was referred to our hospital for further investigation. Thoracic computed tomography (CT) images showed multiple, some cavitatingspicular nodules in both lungs. Positron emission tomography-CT (PET-CT) was showed high metabolic activity uptakes (SUVmax: 4.68) of nodular densities in the left lung and low metabolic activity uptakes of mediastinal lymphadenopathies. Tru-cut lung biopsy was non-diagnostic. The pa-tient was consulted with a thoracic surgeon for the left-sided video-assisted thoracoscopic surgery (VATS). Wedge biopsy from the left lower and upper lobes was performed. The diagnosis was reported as Echinococcus alveolaris. The infectious disease specialist suggested albendazole treatment. Therapeutic left rethoracotomy and wedge resec-tion plus excision of the cyst membrane were performed. The pathology result was reported as co-existence of E. alveolaris and E. granulosus. The co-existence of E. alveolaris and E. granulosus is rarely seen. Herein, we present a rare case with its different radiological appearance.

10.Parasternal Tuberculosis and Incidental Abdominal Mass in an HIV Seronegative Patient
Deniz Kızılırmak, Müjgan Zuhal Güler, Ebru Ünsal, Filiz Çimen, Nermin Çapan
doi: 10.5505/respircase.2017.75436  Pages 45 - 47
Yumuşak doku tüberkülozu nadir görülen akciğer dışı tüberküloz formudur. Özellikle primer akciğer tüberkülozunun eşlik etmediği durumlarda klinik olarak malignite ile karışabilmektedir. Olgumuz, HIV seronegatif, 39 yaşında bir bayan hastadır. Sternum ön kısmında ele gelen şişlik şikâyeti olan hastaya kitle rezeksiyonu yapılmış ve patolojisi kazeifiye granülomatöz inflamasyon olarak raporlanmıştır. Hastaya ‘yeni olgu akciğer dışı tüberküloz’ tanısıyla dörtlü anti-TB tedavi başlandı. Fizik muayenesinde sağ alt kadran hassasiyeti saptanan hastanın abdomen ultrasonunda ve tomografisinde sağ alt kadranda kitle lezyonu görüldü. Gastroenteroloji tarafından kolonoskopide; çıkan kolonda, biyopsi sonrasında pürülan bir akıntının boşaldığı kitle görüldü. Hastanın patoloji raporu granülomatöz nekroz olarak yorumlandı. Yumuşak doku tüberkülozu tanısı ile takip edilen hastaya, eşlik eden gastrointestinal tüberküloz tanısı konuldu ve hastanın tedavi süresi 9 ay olarak uzatıldı. Tüberküloz nedeni ile takip edilen hastalarda, sistem sorguları ve fizik muayeneleri, başka bir tüberküloz odağının belirtisini de ortaya çıkarabilmektedir. Olgumuzda eşlik eden gastrointestinal tüberküloz tanısı nedeni ile tedavi süresi uzamıştır.
Soft tissue tuberculosis is a rare form of extrapulmonary tuberculosis. It can be clinically confused with malignancy, particularly in cases without accompaniment of primary pulmonary tuberculosis. A 39-year-old female, HIV-seronegative patient was admitted with a complaint of a palpable swelling in front of the sternum. After surgical resection, the pathological result was reported as granulomatous inflammation. The patient was diagnosed with extrapulmonary tuberculosis, and anti-tuberculosis treatment was started. She had tenderness in the right lower quadrant on physical examination. Ultrasound and tomography scans showed a 6x5 cm mass in the right lower quadrant. Colonoscopy revealed a mass on the ascending colon, in which purulent discharge after biopsy was reported. Its pathology result was reported as granulomatous necrosis. We diagnosed the patient with soft tissue tuberculosis with concomitant gastrointestinal tuberculosis. She received treatment for nine months.

11.A Case of Concomitant Pulmonary Hamartoma and Lung Cancer
Osman Hacıömeroğlu, Gülbanu Horzum Ekinci, Abdurrahman Yılmaz, Elif Yılmaz, Sinem Ağca Altunbey, Adnan Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2017.58561  Pages 48 - 51
Elli dokuz yaşında, solunum sistemi yakınması olmayan erkek hasta, başka nedenle çekilen akciğer grafisinde lezyon saptanması üzerine merkezimize sevk edilmiş. Arka-ön akciğer grafisinde sağ üst zonda ve sol alt zonda nodül saptandı. Bilgisayarlı toraks tomografisinde sağ üst lob posterior segmentte 25x20 mm, sol alt lob posterior segmentte 25x25 mm boyutlarında nodüller görüldü. Fiberoptik bronkoskopi incelemesinde endobronşiyal sistem normal olarak değerlendirildi. Sağ üst lobdaki lezyona transtorasik iğne aspirasyonu ile küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı konuldu. PET-BT incelemesinde SUVmax değeri sağdaki lezyon için 14, soldaki lezyon için ametabolik olarak rapor edildi. Sol mini torakotomi ile nodül ekstirpasyonu yapıldı. Patolojik tanı hamartom olarak rapor edildi. Daha sonra sağ torakotomi ile sağ üst lobektomi uygulandı. Patolojik tanı adenokarsinom olarak bildirildi. Beş yıl sonra yapılan kontrolünde patolojik bulgu saptanmadı.
A 59-year-old male without respiratory symptoms was referred to our hospital because of an abnormal shadow that had been detected by chest x-ray during a medical examination for other reason. Chest x-ray showed nodules in the right upper zone and left lower zone. Computed tomography of the thorax showed a 25x20 mm in size nodule in the right upper lobe posterior segment and a 25x25 mm in size nodule in the left lower lobe posterior segment. Fiberoptic bronchoscopy revealed a normal endobronchial appearance. The diagnosis of nonsmall cell carcinoma was established with the examination of the transthoracic fine needle aspiration biopsy taken from the lesion in the right upper lobe. On FDG-PET, SUV max values of the right and left side lesions were 14 and ametabolic, respectively. A left mini thoracotomy was performed and the nodule in the left lower lobe was removed. Pathological diagnosis of this nodule was hamartoma. Later, the right upper lobectomy was performed via a right thoracotomy. Pathological diagnosis of this lesion was adenocarcinoma. Five years after operation, the patient remained disease-free without any progression.

12.Bronchus, Trachea, Lymphatic gland and Submental Metastasis in Malignant Pleural Mesothelioma
Pınar Mutlu, Atilla Akkoçlu, Aydanur Kargı, Kutsal Yörükoğlu, Erkan Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2017.69346  Pages 52 - 55
Prognozu oldukça kötü olan Malign Plevral Mezotelyoma (MPM) ülkemizde genellikle çevresel maruziyet sonucu asbest ve benzeri minerallerin so-lunması ile ortaya çıkmaktadır. Ancak gelişmiş ülkelerde olduğu gibi mesleki asbest teması ile de görülebilmektedir. Sıklıkla lokal invazyon yapmakla beraber seyrek olarak da uzak organlara metastaz yapmaktadır. Biz de trakea, bronş, lenf bezi, dil ve submental bölgeye metastaz yapmış bir olguyu sunmak istedik.
In Turkey, malignant pleural mesothelioma (MPM), of which prognosis is poor, usually occurs by inhaling environmental asbestos and similar minerals. However, as in the developed countries, it can be seen with the contact of occupational asbestos. Despite frequent local invasion, it can rarely cause metastasis in distant organs. Herein, we present a case in whom a metastasis in trachea, bronchus, lymphatic gland, and submental region was detect-ed.

13.Urinothorax: Unusual Cause of Pleural Effusion
Muhammet Sayan, Mahmut Tokur, Hüseyin Arpağ, Şevki Mustafa Demiröz
doi: 10.5505/respircase.2017.24008  Pages 56 - 59
Ürinotoraks, plevral boşlukta idrar birikmesiyle ortaya çıkan çok nadir bir klinik tablodur. Bu durum ürolojik cerrahi girişimlerin bir komplikasyonu olarak, postrenal obstrüktif hastalıklara bağlı ya da abdominal travmalara bağlı olarak oluşabilir. Üri-notorakslı hastalar sıklıkla öksürük, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı gibi solunumsal semptomlarla baş-vururlar. Elli iki yaşında kadın hasta nefes darlığı şikâyeti ile acil servise başvurdu. Özgeçmişinde 10 gün önce gerçekleştirilmiş böbrek taşı operasyonu mevcuttu. Akciğer grafisi ve toraks bilgisayarlı tomografisinde sağda masif plevral efüzyon saptandı. Torasentez yapıldı ve plevral sıvı/serum kreatin oranı birden büyük bulundu (2,05). Hasta ürinotoraks tanısıyla operasyona alındı ve sağdan üreterel stent takılması ve sağdan tüp torakostomi prosedürleri uygulandı. Hasta postoperatif beşinci gün taburcu edildi.
Urinothorax is an extremely rare entity characterized by the presence of urine in the pleural space. It can occur as a complication of urological surgical procedures or post-renal obstructive conditions or abdominal trauma. Urinothorax patients often present with respiratory symptoms such as cough, shortness of breath, or chest pain. A 52-year-old woman was admitted to the emergency department with shortness of breath. Her medical history included nephrolithotomy 10 days ago. Chest X-ray and computed tomography revealed massive right pleural effusion. Thoracentesis was performed and the rate of pleural fluid/serum creatinine level was found to be higher (2.05). The patient was, then, operated with the diagnosis of urinothorax and tube thoracostomy and ureteral stent intervention procedures were performed. She was discharged in the postoperative fifth day.

14.A Posterior Mediastinal Hydatid Cyst
Ali Cevat Kutluk, Celalettin İbrahim Kocatürk, Suleyman Ceyhan, Levent Cansever, Mehmet Ali Bedirhan, Hasan Akin
doi: 10.5505/respircase.2017.03164  Pages 60 - 63
Kist hidatik hastalığı ülkemiz için endemik olup kist hidatiğin en sık yerleşimi karaciğer ve akciğer olmasına karşın atipik lokalizasyonlarda da ortaya çıkabilir. Mediasten yerleşimi ise oldukça nadirdir. Bununla birlikte, literatürde HIV pozitif bir olguda gelişen mediastinal kist hidatik olgusu bildirilmemiştir. Burada, kistektomi ile başarılı bir şeklide tedavi edilen bir olguyu sunuyoruz.
Hydatid disease is endemic in Turkey. Although the most common placement of this disease is in the liver and lungs in the form of a hydatid cyst, it can present in atypical localizations. Mediastinal hydatid cysts are extremely rare. To the best of our knowledge, there has been no case reported of a mediastinal hydatid cyst in a human immunodeficiency virus (HIV)-positive patient. Herein, we present to a case with a mediastinal cyst who was successfully treated with cystectomy

15.An Interesting Penetrating Cardiac Injury and Massive Transfusion: A Case Report
Muharrem Çakmak, Mehmet Nail Kandemir, Atilla Durkan, Bülent Öztürk, Sedat Kaya
doi: 10.5505/respircase.2017.93899  Pages 64 - 67
Penetran kalp yaralanmalarında (PKY) sıklıkla sağ ventrikül yaralanmaktadır. En sık intrakardiyak yaralanma yeri interventriküler septumdur. Semptomlar, yaralanmanın tipine, hastanın transport süresine, miyokarddaki laserasyonun boyutuna, perikardial tamponadın varlığına, yandaş organ yaralanmalarına ve kaybedilen kanın miktarına bağlıdır. Cerrahiyle birlikte kaybedilen kanın karşılanması hayati öneme sahiptir. Masif transfüzyon, kan kaybını karşılamada kullanılan bazen metabolik yan etkilere neden olabilen bir tedavi yaklaşımıdır. Burada, PKY nedeniyle 24 saat içinde üç kez ameliyat edilen ve masif transfüzyon yapılan olguyu paylaşmayı amaçladık.
The right ventricle is often injured in the penetrating cardiac injuries (PCIs). The most common place of intracardiac injury is interventricular septum. Symptoms vary depending on the type of injury, patients' transportation time, the size of the myocardial laceration, presence of pericardial tamponade, and the associated organ injury and the amount of blood lost. Compensation of blood loss during surgery is vital. Massive transfusion is a method which is used to compensate for blood loss and can sometimes cause metabolic side effects. Herein, we report a case who was operated three times due to a PCI within 24 hours and underwent massive transfusion.

16.A Case of Sinus Venous Thrombosis Caused by Obstructive Sleep Apnea Syndrome
Handan İnönü Köseoğlu, Betül Çevik, Erkan Gökçe, Harun Soyalıç, Semiha Gülsüm Kurt
doi: 10.5505/respircase.2017.26234  Pages 68 - 71
Obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS) serebrovasküler sistemle ilişkili birçok komplikasyona yol açabilmektedir. Hipoksi, inflamasyon, oksidatif stres ve hiperkoagülabilite, serebrovasküler patolojinin gelişiminde rol oynayan patofizyolojik mekanizmalardır. Bu yazıda sinüs ven trombozu ile seyreden ve pozitif havayolu basıncı tedavisi ile semptomlarında düzelme izlenen 31 yaşında bir OSAS olgusu sunulmuştur.
Obstructive sleep apnea syndrome (OSAS) can lead to many complications associated with cere-brovascular system. Pathophysiological mechanisms in the development of cerebrovascular pathology include hypoxia, inflammation, oxidative stress and hypercoagulability. Herein, we report a 31-year-old patient with OSAS which was associated with sinus venous thrombosis whose symptoms improved with positive airway pressure therapy.

LETTER TO EDITOR
17.Relation of Floppy Eyelid Syndrome with Obstructive Sleep Apnea
Ahmet Cemal Pazarlı, Yusuf Güneş, Mehmet Akif Abakay
doi: 10.5505/respircase.2017.80774  Pages 72 - 73
NA.........
NA............

LookUs & Online Makale